hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2016 Çarşamba

Rüyalarımın gül kokusu

2015te 3 yazı yazabilmişim
2016 skorum ise bu yazıyla 1 olacak...Bu durum beni üzüyor, çünkü kayda geçirmediğim her an sanki uçuyor gibi. Oysa öyle çok anım var ki, uçmasın kalsın istediğim...

Bloğun adını doğru koymuşum, onunla başlamak iyi olur belki. Hayat normal akış içinde zaten değişiyor, hayat, yaşantımız, biz, ben değişiyoruz. Bir de hayatın normal akışını değiştiren şeyler oluyor, büyük şeyler, beklenmedik sürprizler

31.Aralık.2015 öğlene doğru hayatımın asla hayal edemeyeceğim şekilde değiştiğini öğrendim. Hamileydim. Korku, heyecan, endişe ilk duygular gerçekten karmaşıktı. Gerçek miydi? Değil miydi? Rüya mıydı? Ben, evet bunu dilemiştim biliyorum, karnımdaki o meleğin hayalin kurmuştum ama bu gerçek olabilir miydi? Ben hayalini kurmaya bile cesaret edemeyip vazgeçirmişken kendimi, o kuzu benim çağrı mı duyup gelmiş olabilir miydi?

Evet, olabilirdi, bu gerçekti...

Geçtiğimiz yıl Ekim ayıydı. Blogcuanne'nin üçüncüyü beklediğini öğrenmemle kabarıverdi içimdeki istek. Kendimi çok kez hayalini kurarken yakaladım o anın. Bebek doğduğunda, henüz ameliyathanede bebeği üzerime koydukları, yanağını yanağıma değdirdiği o anın. O sıcacık yanaklar, o büyük şükür hissi, huzur, öyle derin yaşadım ki o hasreti o dönem. Keşke dedim içten içe o sıcacık yanakları hissetsem yine, keşke...Kendimi çok kişiyle "ya bir düşünsene, neden olmasın üçüncü?" sohbetini yaparken; gözlerim dolu dolu o yanakları, o sıcaklığı ne çok özlediğimi anlatırken buldum.

Sonra elbette ki evdeki diğer sıcak yanakları hatırlattı dostlar, haklı olarak, ve hayatımın aslında ne zor olduğunu. Ve haklıydılar. "Sen bir bebek görmeye git, sonra isteğin geçer" dediler. Anneme anlatırken şaka yollu "aman Aknur" dedi her seferinde "çok üzülürüm bak senin için, zaten çok zor hayatın". O'nu üzmemek için herhalde hamile olduğumu en zor ona söyleyebildim sonrasında.

Ve sonra ben hayalimi -açıkçası bu isteğimi ciddiye alıp hayal bile demezdim herhalde o zaman sorsalar- bıraktım gitti. Kendiliğinden oldu. Hayatım gerçekten zordu, tüm gün stresi, temposu yoğun şekilde çalışıyordum, Evde zaten yetemediğim iki harika kuzum vardı. Ve çok şükür ki onlar vardı. Üçüncü çocuk bu temponun içinde elbette çok saçmaydı. Bu yaz itibariyle Alya 3 yaşında olacaktı. Artık istediğimiz gibi gezmeye, tozmaya başlayabilirdik. Her sene bir yurtdışı tatili yapabilirdik, yazın daha uzun tatiller planlayabilirdik.

Sonra yeni yıl kararları verdim kendi hayatım için. Kendi hayatıma odaklanma vakti gelmişti. Yavaşlayacaktım, kendim için dileğim "salına salına yürümekti". Dileğimin bu şekilde gerçekleştiğini düşündükçe gülümsüyorum. Tekrar spora başlama planı yaptım, piyanoyu boşlamıştım, hayatıma yeniden alacaktım bıraktığım şeyleri. 15 günde bir akşam dışarı çıkacaktım arkadaşlarımla. Canlı dinlemek istediğim müzisyenler, gidip görmek istediğim yerler vardı. Bu sene güzel bir sene olacaktı. Ben böyle düşünedurayım bir yerlerden çağrımı duyan ve beni annesi olarak seçen bir küçük ruh bir kaç ay içinde içime yerleşiverdi. Ve herşey değişti...

6 aydır birlikteyiz. Güzel kuzum; büyüyüp bu satırları okuduğunda - Allahım inşallah kısmet eder o günleri görmeyi - zannetme ki iyi etmedin gelmekle. Sen bizi seçtin ya aile olarak, çok mutluyuz biz. Hoş geldin, sefa geldin. Sen öncelikle hayatı kontrolü altında yaşamaya çalışan, hayatı akışına bırakmayı çok isteyip bir türlü beceremeyen anneye harika bir sürpriz olarak geldin. Çağrımı iyi ki duydun güzel kızım. Seninle ilk kavuşma anımızı yaşamak için sabırsızlanıyorum. Hayatımın zor olduğundan dem vuruyor herkes, haksız da değiller. Bence de zor. Ama seninle tamamlanıyoruz biz kuzum. Ben bu hayatta en çok ama en çok anne olmayı sevdim. O yüzden sen bana harika bir hediyesin. Seninle herşey çok daha güzel, çok daha kıvamında olacak. Zorluklar hiç dert değil, sen yeter ki sağlıkla gel.

Üç harika kız annesi olacağım, hala inanmakta zorlanıyorum. Öyle zamanlarda karnımı okşuyorum, er ya da geç işaret veriyorsun "buradayım" diyorsun, "iyi ki oradasın kuzum, iyi ki geldin"





20 Haziran 2013 Perşembe

İşte geldim, buradayım...



1 haftalık olduk. Fazla vakit geçirmeden, henüz unutmadan yazmak istiyorum ilk haftamızı.

Uzun süredir haftada 2 kez çağırıyordu zaten doktorumuz. Zaten erken gelmeye niyetliydi, son günlerde de iyice aşağıya yerleşmişti. En son bir C.tesi gittik (08.06), doktorumuz uzunca bir süre düşünüp, bizi göndermeye karar verdi. “Sadece yat” dedi. Çok rahatsız hissediyordum, bacaklarımı açsam sanki çocuk çıkacak gibi bir his. Tuhaf. Biraz keyifsizlik de vardı, ne yalan söyleyeyim sıkılmıştım valla. Bir de birkaç gündür peydah olan göz rahatsızlığı vardı. Sağ gözüm yarı yarıya küçülmüş, sol gözüm kızarmış. Tam “acıların kadını” modundayım.
P.tesi, C.tesiye oranla çok keyifli uyandım. Bebek sanki yukarı çıkmış gibi hissediyorum. Öyle iyi hissedince “tamam” dedim, bugün kesin olmaz bu iş. Doktorum C.tesi öğleden sonra yaptığımız telefon konuşmasında “sen P.tesi çantanla gel, belki almaya karar veririz” demişti. Çantamı aldık, ama iyi olunca hiç ihtimal vermedim. Benim aklımdan Perşembe günü geçiyordu. Çarşamba bir daha kontrole çağırır, ertesi gün de doğum olur diyordum.13.06.13 gibi artistik bir doğum tarihi fena olmaz diye düşünmüştüm J
Muayenede işler tahmin ettiğim gibi gelişmedi. Doktorum bendeki rahatlığın aksine “artık daha fazla beklemeyelim” dedi. “Hadi ya, ama iyiydim ben, gak guk” falan deyince “Valla Aknurcum” dedi “Benim kalbim daha fazla dayanmayacak bu heyecana, son birkaç gündür büyümüyor zaten, artık zamanı geldi” Sonra haftasonunu belki benden haber gelir diyerek bu civarda geçirdiğini söyledi şakayla karışık. Anladım ki kararı değiştirmenin bir yolu yok. Saat 12:00ye geliyordu.  Aşağıda yatış işlemlerinden hemen önceki görüntümüz:


Herşey jet hızıyla oldu. Oda ayarlandı (Acıbadem’in suit oda için istediği farka “yok artık” denildi), hazırlıklar yapıldı ve ben saat 13:30 itibariyle sezeryana girdim. Herşey hızlı olunca bir gerginlik oldu bende. Ameliyathaneye girdim. Allah Allah, bu kadar aydınlık mıydı burası öncekinde de. Herkes maskeli, yeşil önlüklü. Kimsenin suratını göremeyince, ameliyathanenin o soğuk atmosferinde bir yabancılık, yalnızlık hissi. Buraya kesin bir müzik lazım, kesin. Ameliyathaneye girerken gözlüklü bir doktor, “kimdi bu, gözleri tanıdık geldi, anestezist miydi” derken bir de baktım Mehmet. Bir anda bir rahatlama. Sonra epidural oturumu başladı. Oturuyorum, karşımda bir hasta bakıcı, nasıl güleryüzlü, aydınlık bir adam; omuzlarımdan tutuyor. Hiç tanımadığım bu adam bana nasıl güç veriyor. 10 dk. bile sürmeden bitti. Acı hissettiğim tek yeri oldu. Onu da söylemişti zaten. Kendimi hafifçe geriye çektim sanırım, “haklısınız” dedi. Hissettiğim bu küçük acıyı es geçmemiş olması hoşuma gitti. Her adımını anlatıyor doktor yaparken, bu insanı müthiş rahatlatıyor. Herkes son derece kibar ve yumuşak bir şekilde iş yapıyor. O gariplik durumunda bile olabildiğince iyi hissettiriyorlar sizi. Sonra doktorum geldi. “Gerildim ben” diyebildim. Gerginken hiç konuşamam da. “Normal, tabi, kuzucum” dedi. O’nu görmek de rahatlattı beni. Sonra alt tarafım hafif hissiz bir şekilde yatırdılar masaya. Yine bende aynı telaş “ya uyuşmadıysa, hemen başlamasalar”. Doktora sordum rahatmış gibi yaparak “uyuşmadı galiba ya, hissediyorum ben hala bir şeyler”. “Yok canım, merak etme, bak sondanı taktılar, normalde rahatsızlık hissetmen lazım, bir şey hissetmedin” Ben “garanti olsun, biraz bekleseler” diye düşünürken galiba başladılar. Evet, evet başladılar. Hiçbir acı yok ama bir şeyler yapıyorlar. Mehmet başımda, ağzımda sadece “Allahım sağlıkla kucağımıza ver” duası. O kısımlar baya heyecanlı. Fiziksel olarak zorlandığım tek yer göğsümün hemen aşağısından 3-4 kez güçlü bir şekilde bastırmaları oldu. “Bebeğin poposunu itiyoruz” diyorlardı her seferinde. Ela’da böyle bir şey olmamış mıydı, olduysa ben mi hatırlamıyorum, gerçekten bilmiyorum. Ama beklemediğim bir şeydi. Onun hemen sonrasında da bir ses. Önce ağzında su olduğu halde konuşmaya çalışan birinin sesi gibi, sonra iyiden iyiye güçlü bir ağlama. Ben panikle arka arkaya “iyi mi, iyi mi, iyi mi?” diye soruyorum. Doktor hamileliklerim boyunca hep sakinliğime alışmış olacak ki şaşkın bir şekilde sakinleştiriyor beni “iyi, iyi, ne oldu, merak etme iyi”. Binlerce şükürler olsun. Dualarımız kabul oldu. Kavuştuk.

Kuzunun ilk tetkiklerini yapıp yanıma getirdiler. Bebeği koydukları masa hemen yan tarafımda. Yan gözle seyredebildim her şeyi. Ela’da da benim için en etkileyici andı. Yanağının yanağıma değdiği an. O sıcaklık. Yine aynısı oldu. Ne müthiş bir duygu. Çekilen onca zahmet sanki o anı hak etmek için. Kısacık ama sanki upuzun, sonu olmayan bir an.
Sonra bebeği götürdüler, Mehmet de çıktı. Benim sezeryan sonu işlemlerim bir yarım saat daha sürdü sanki. Aslında bilmiyorum ne kadar sürdü belki de 15 dakikadır ama bana baya uzun geldi. Doktorlar kendi aralarında konuşuyorlar. Anlamıyorum neden bahsettiklerini, ben de bir şeyler konuşsam mı diyorum, ne konuşsam diyorum, acaba nasıl görünüyorum diyorum. Saçma düşüncelerin içinde aklımı oyalarken acaba sütüm gelmiş midir dedim bir an. O ana kadar hiç aklıma gelmemişti. Ela’nın doğduğu zamanları düşündüm, emdiği zamanları falan derken işleri bitti doktorların.
Sonra nazikçe yatağıma aldılar, üstümü başımı örttüler ve kahramanca çıkış yapmaya hazırdım artık. Kapıda Mehmet, annem, babam kahraman beni karşıladılar. Karşılanmak güzel bir his. Gurbetten memlekete, evine gelmişsin gibi.
Sonra üçüncü kat. Ne kadar iyi bu insanlar, hasta bakıcılar, hemşireler. Yine o his. Allahım keşke 1 ay kalsam burada J Hemen giydirdiler beni, etrafımda sevdiklerim. Ay ne güzel. Epiduralin etkisiyle acım da çok yok. Bacaklarım tamamen hissiz. Tuhaf bir duygu.Neyse ki geçici. Birkaç saat geçtikten sonra bacaklarımda bir değişiklik olmayınca hemşireyi çağırdık. O da “bacaklarınızı hissetmeye başlamışsınızdır” gibi bir cümle kurunca ve ben “yooo, hiçbir şey hissetmiyorum” deyince annem hafif panikledi. Kendini can havliyle odanın dışına attığını hemen fark ettim. Ama ben tedirgin olmadım, içimde öyle bir rahatlık var, “kötü bir şey asla olmaz” diye düşünüyorum. Sonra öğrendim ki zaten epidural takılı olduğu sürece bacakların açılması uzun sürermiş, en son bacaklarını hissedermişsin falan.
Sonraki saatler keyifli ve heyecanlı. Çok şükür (nasıl haberi olduysaJ) sütüm gelmiş, süt gelince, her şey daha keyifli. Kuzu da emmeye başladı cok cok. Daha ne isterim…
Doktorcum geldi. Dedi ki; “bunun da kordonu şu kadarcık, meslek hayatımda gördüğüm en kısa kordonlar”. Ela da o yüzden bir gün beklememize rağmen aşağıya inememişti, normal doğum defteri bu nedenle kapanmıştı.“Benim üretim standardım bu” dedim. “Kısa kordonlu, 2.800 gr civarı, güzel suratlı kızlar çıkıyor benden”; gülüştük.
 
İşte doğumun hikayesi böyle. İlk haftayı yazacaktım güya; doğumu ancak yazabildim. Bir diğer postta da Ela’nın kardeşiyle buluşmasını ve sonrasını anlatacağım.






28 Mayıs 2013 Salı

İsim mevzusu

Bir de isim meselemiz var. Onu da anlatalım vakti geçmeden.

Ela'da nasıl olduysa çok kolay olmuştu. Babamız "Lal" istiyordu. Yine istiyor. "Lal" çok güzel bir isim. "Tamam" diyemememin sebebi, çocuğun o isimle zorlanabileceğini düşünmem. İnce "a" sesi sıkıntı olabilir diye düşünüyorum.

Sonra "Lila" dedik. Yani ilk önce Mehmet, sonra da ben hafif çekingen de olsa "Lila" dedim. Lila ismi çok duyulduk bir isim değil, kulağımız henüz alışmadı. Ama yine de "olabilir" diye düşünüyorum. Ela'ya da uygun, ses olarak, anlam olarak. Bir de "Düğümlere Üfleyen Kadınlar" var tabi bu arada. Oradaki müthiş karakter "Madam Lilla". Çok etkileyici. "Kudretli ve zarif" Ece Temelkuran'ın ifadesiyle. Tüm bunlar birleşince "olabilir" diyorum.

Biz "öyleydi, böyleydi" derken sahneye Ela çıkıverdi. Bundan önce kendisine bu konuda yöneltilen sorulara "bebeğin ismine annem ve babam karar verecek" gibi bizi de şaşırtan bir şekilde cevap veriyordu. Sonra baktı ki anne, baba aylardır bir isimde netleşemedi. Devreye girdi. Şu diyalog yaşandı:

- Anne, ben kardeşime isim koydum.
- Öyle mi, ne?
- İpek
Anne pek ciddiye almıyor önce
- Ama Ela'cım kardeşinin ismini biz koyacağız, sana bir bebek alalım ona koyarsın İpek ismini
- Hayır, ben kardeşime koyacağım bu ismi
- Nerden duydun bu ismi?
- Okulda, Selin'den.
Kendini akıllı sanan anne,
- Selin mi koydu yani kardeşinin adını?
- Hayır, Selin'den ben duydum ve kardeşime koymaya karar verdim.

Haftasonu Demet'e sorunca anlatmış
- Babam Lila istiyor, ben de İpek istiyorum demiş.

Olayın bu kadar farkında yani. Ben şu an beklemedeyim. İpek de güzel isim, baya hoşuma gitti valla.
 

36.Hafta - "İnşallah"



Kızlar beni yordu dermişim :) Daha macera başlamadan yorulmak ne oluyorsa :)

İçinde “kızlar”ın geçeceği cümleleri kuracağım günleri hayal ediyorum ara ara. “Kızlar şöyle yaptı”, “kızlara bilmem ne dedim”, “kızlar şöyle diyor” falan filan. Çok hoşuma gidiyor. Allah nasip etsin inşallah.

Hamileliğimin 36. Haftasının içinde olduğum şu günlerde bendeki en baskın hissiyat bu. Yani sürekli bir “inşallah” hali. İnşallah hiçbir şey ters gitmesin, kuzu sağlıkla doğsun. Yüzdük, yüzdük kuyruğuna geldik. Bu sevinci yaşamak inşallah kısmet olsun. Sağlıkla, içimize sinerek, huzurla…

Kuzu tezcanlı. 31. Haftada gelmek istedi. Ne işin var değil mi? Ben bir terslik olduğunu anladım ama doktora gidene kadar işin ciddiyetini anlayamadım yani anlayamamışım. Kuzu baştan beri çok aşağıda ve bu beni çok zorladı. Bu olayı yaşayana kadar, işe gitmek gerçekten – özellikle de son günlerde- bir eziyet halini almıştı. Fiziksel olarak müthiş güçsüz hissediyordum. O Perşembe günü de tuhaf bir hissiyat vardı bende; sanki ayaklarımı biraz fazla açsam, büyük adımlarla yürüsem, çocuk içimden çıkacak gibi. Akşamı da baya halsiz geçirdim. Hareketlerini sürekli hissettiğim için doktora gitmedim. Fakat ertesi sabah bendeki keyifsizlik devam edince, önce işe öğlen de doktora gittim. Yapılan küçük bir muayene ile bebeğin gelmeye çalıştığını, rahim duvarını zorladığını, esnettiğini anlattı doktorum. Tedirgin oldum haliyle. Bir iğne yapıldı, hemen sonrasında bazı tetkikler falan. Ardından elimde 5 günlük bir rapor ve işe bundan sonra gitmemem gerektiğine dair bir tavsiye ile akşama doğru ancak çıkabildik hastaneden. Çok fazla ayakta durmamam gerekiyormuş. 32.hafta ile birlikte evden çalışmaya başladım ki bence çok verimliydi. Sonrasında da geçen hafta itibariyle resmi izne ayrıldım. İzne ayrıldıysam da tam bir kopuş olamadı daha. 1 haftamız daha var gibi. Ama zorlanmıyorum küçük iş takiplerinden, gelen telefonlardan. Keyfim iyi yani.

Dün doktordaydık. 1 haftadan bile kısa sürelerde tekrar görmek istiyor. Yakın takipteyiz. Erken gelebileceğini düşünüyor doktorum. Oysa daha 2,4 kilo hatun. 38i bulmadan gelmesin istiyorum. Kiloyu çok dert etmiyorum. Olsa olsa Ela kadar olabilecek bu kuzu da sanırım. 3 kiloyu bulur mu bilmiyorum, önemli de değil. Sağlıklı olduktan sonra varsın küçük olsun. “Ne kadar çok tutabilirsek o kadar iyi” diyor ki haklı tabi. Ben 2-3 hafta daha tutmaya kararlıyım. İyi beslenmem ve ayakta durmamam gerekiyor. 

Bu hamilelikte fiziksel olarak çok zorlanıyorum. Asla Ela’daki gibi değilim. Ela’da sanki “bir 9 ay daha uzatıyoruz hamileliği” deseler, “aa, olur, sorun yok” diyecek gibiydim. Son güne kadar araba kullandım; doktora, alışverişe hep yalnız gittim. Bu sefer kamburum çıkmış gibi yürüyorum. Çok çok yavaş hareket ediyorum. Yanımda biri olmadan zorlanıyorum dışarıdaysam. “ağırlaşmak” tabirini tüm hücrelerimle yaşıyorum yani. Bu arada Kendi kilomu da tam takip etmiyorum. Şu ara 74,5 civarıyım. Yani yine 16-17 kilo almış durumdayım. Çok dert değil. Doğum sonrası zaten hafif sefalet olacağı için hepsi gider. Ben tutmaya çalışsam da gider, eminim.

Biraz alışveriş yaptım geçen hafta. Sanırım hafifçe abarttım. Ela’da evde o kadar çok kıyafet vardı ki, kendi çocuğuma bir şeyler almam 6. ayı falan bulmuştu. Bu sefer evdeki her şeyi dağıtmışız. Elimde elle tutulur bebek kıyafeti neredeyse hiç yokmuş. Öyle olunca yeni kuzuya ayrı bir gardırop düzüyoruz. İnşallah sağlıkla, huzurla giymesi nasip olur…

İnşallah…

4 Nisan 2013 Perşembe

26.hafta nasıl geçiyor?



Evet, 26.haftayı da bitirdik.
(şu anda 28.haftayım ancak yazı iki hafta önce yazılmış, üşengeç, unutkan BEN tarafından yayımlanamamıştır)
Karnı hayli büyük, keyfi ise yerinde bir hamileyim ben. Beni görenler yarın doğuracağımı düşünüyorlar. Ama daha 3 ayım var. Hamilelik başlangıcına göre tamtamına 15 kilo almış durumdayım. Bu durumdan gurur duymuyorum ama bende böyle oluyor. Aşırı yiyen, içen biri değilim ama alıyorum. Şu günlerdeki en sıcak gelişme de biraz bu konuyla ilgili. Yapılan şeker yüklemesi sonucu gebelik şekeri çıktı. Bende yarattığı etkiler olurmuş. En çok halsizlik üzerinde durdu. Ama daha önemlisi bebeğin yağlanmasına, hızlı gelişmesine sebep oluyormuş. Eğer önlem alınmazsa örneğin 5 kilo bir çocuk dünyaya geliyor ama içi kof, yani organları, kemikleri, kasları yeterince gelişmemiş. İşte bu haliyle ürküttü beni. 

Hayatımda ilk kez diyetisyene gittim. Şimdi bir yemek programım var. Henüz 3. Gün, yavaş yavaş alışıyorum. Kolay bir şey değilmiş gerçekten. Öğlen yemek yerken, akşam evde ne olduğunu düşünmek gerekiyor misal. Ya da öğlen ne yiyorsan, akşam ona göre bir şey pişirtmek. 3. Gün itibariyle sevdim diyebilirim. Henüz 100% uygulayamadım. Ama sevdim. Yani ne yiyeceğini bilmek, saatini bilmek falan iyi hissettirdi bana. Tabi kilo vermeye uğraşmadığımdan dolu bir programım var. Şeker yok, un yok. Ama ekmek var. Hem de benim gibi sadece kahvaltıda ekmek tüketen biri için hayli fazla. İlginç bir şekilde şeker ihtiyacı da hissetmiyorum. Şimdilik tatlı, pasta, börek aşermiyorum. Bakalım bu şekilde şekeri olayını ve kilo alımını kontrol altına alabilecek miyiz?
Bir sırt ağrım var, yaklaşık 1 aydır diyebilirim. Hayli şiddetli. Doktora gittim, kısa bir tedavi aldım. Birkaç gün rahat ettim ancak şimdi yine sıkıntılıyım. Bakalım ilerleyen günlerde başka sıkıntılar olacak mı. Karnım benimle eş zamanlı hamilelik yaşayanlara göre hayli büyük. +15 kilo da var üzerimde. Haliyle iyice bozuldu dengem.

Ve kuzumuz…O da büyüyor. Kaç gr, kaç kilo bilmiyorum gerçekten. Niyeyse bizim doktor kontrolünde sormak aklıma gelmiyor. Doktor da kendiliğinden söylemiyor. Ama artık büyüdü tabi. Kendini hissettiriyor. Sık sık dürtüyor annesini. Tam 2 hafta önce hissettim ilk pıtını. Bir haftasonu Ela, Mehmet ve ben koltukta otururken. Çok güzel bir andı. Sanki “ben de buradayım” dedi. Hoş geldin Pıtırcık. Dört gözle bekliyoruz seni. Yatağını, dolabını ablan çoktan devretti sana. Odan hazır bile. Kıyafetlerini de yavaş yavaş hazırlayacağız. Herşey yavaş yavaş, içimize sine sine olacak. Sonra ablan okula başladı. Çok harika gitti nazar değmesin bu hafta. Anneanne ve özellikle dedenin müthiş performansı ile güzel bir alışma dönemi geçiriyoruz.

Bazen karnımı okşuyorum fark etmeden. Geçenlerde Ela gördü. “Anne, kardeşimi mi seviyorsun? dedi. Biraz tedirgin oldum sorudan açıkçası. “Yoo, karnım kaşındı” dedim.  “Ay dur bir sarılayım Ona” dedi. Karnıma sarıldı Ela. Çok tatlıydı minik abla. Ah kuzum, bakalım neler olacak kardeşi geldikten sonra.

16 Ocak 2013 Çarşamba

Gecikmiş birkaç satır, yeni hamilelik...


Offf, bitsin artık bu stres. Yazmıyorum ya, yazmıyorum işte. Tam 2 aydır bir günlüğe başlayacağım. Hamilelik günlüğüne. Başlayamadım. Sürekli aklımda, sürekli ama olmadı işte. Aslında denedim, 2 -3 kez başlayıp, yarım bıraktım. Geçenlerde de uzunca bir yazı yazdım. Fakat biraz önce bloga koymak için aradığımda, yazıyı bilgisayarımda bulamayınca artık bu sevdadan vazgeçmeye karar verdim. Şimdi gecenin bu saatinde geçmişe bir perde çekip tertemiz bir sayfa açıyorum kalan 23 haftama. Oh be, rahatladım valla :)

Bu Perşembe 17. Haftayı bitiriyorum. İlk 13 hafta sürekli bir mide bulantısıyla geçti ama Ela’da yaşadığımdan çok daha hafifti sanki. Acıkmadığım sürece, ya da başka bir deyişle acıkacak kadar bir şey yemeden kalmadığım sürece kolay idare edilen bir süreç oldu bence. Bunu başaramadığım birkaç kriz anı dışında çok problemli geçmedi. Elbette 3 satırdan fazlaydı yaşadıklarım ama yeter bu kadar. Önümüzdeki maçlara bakalım lütfen ...

İşte aşağıda da 17. Haftaya dair birkaç satır: Son muayeneye geçen Cuma gittik. 16 hafta 1 günlüktü kuzu. O günü niyeyse biraz huzursuz geçirdim. Sanki akşama yolunda gitmeyen bir şeylerin haberini alacakmışım gibi. Geçen hafta baya koşturmalı geçen, bebeği pek düşünemediğim, hamile olduğumu bile nadiren hissettiğim bir hafta oldu. Herhalde bunun içten içe hissettirdiği suçluluk ile ilgili bir yansımaydı. Suçluluk duygusunun anneliğiniçinde bu kadar belirgin olması ya da benim anneliğim içinde bu kadar belirgin olması manidar geliyor bana. Daha kuzu doğmadı bile ama hissedebildim bu duyguyu. Allahtan sıkıntılı bir durum yok. 149gr olmuş kuzu. Boyunu sormamışım. Bu kuzu çok hareketli, beni şaşırtıyor, heyecanlandırıyor. Ela kuzunun rutin muayenelerde kol, bacak hareketini bile nadiren görebilirken, şimdi sürekli çiftetelli oynayan biri var karnımda. Bu nedenledir ki Ela’nın cinsiyetini ta 20.haftada detaylı ultrasonda öğrenebilmiştik. Bu sefer geçen muayenede doktor söylemeden ben gördüm. Yani 15. Haftada. Hatta “ee orda pipi falan yok” diyerek tespitimi dile getirdim. Ama doktorumuz pek üstünde durmadı benim tespitimin. 2 hafta sonrayı bekleyelim dedi, yani geçen Cuma’yı. Son 2 muayene (11.haftadan beri) kendisi “bu belki erkek” şeklinde bizim zaten bildiğimiz (yani herhalde belki erkek, bunun için ultrasonla bakmaya ne gerek var?:) bir şeyi tekrar ediyordu. Ama yine de haliyle bir yönlenme oldu ya da olmuş bizde de.  Ve ben son muayenede yine gördüm. “Bu kız, değil mi?” “Evet, kız” şeklinde sade bir diyalog geçti aramızda. Öğrenmiş olduk. Bu cinsiyet meselesi ilginç bir şey. Ne duysak sevinecektik sonuçta. Çalsın davullar, çalsın sazlar!!!Güzel bir kız daha geliyor bize, sağlıkla, güzellikle hoş gelsin inşallah…
Ben bugünlerimi harika geçiriyorum. Mide bulantım neredeyse hiç yok. Aralığın sonunda şiddetli bir soğuk algınlığı geçirmiştim. Kalıntılarını hala sesimde taşıyorum. Ama fiziksel olarak maşallah turp gibiyim. Hamileliğin fıstık dönemine girdim çok şükür. Karnım iyice çıktı. Eğilip kalkmak, sandalyede uzun oturmak, gece yatmak zorlaşmaya başladı. Geçenlerde bir sunum yaptım. Nefes nefese kaldım sonunda. Bir nefes sorunsalı oluştu yani şu sıralarda.
Bu günlerin bir diğer güzel tarafı da pıtır pıtır yeni hamile haberleri almak oldu. Ne mutlu bize. Allah hepsinin yüzünü sağlıkla görmeyi nasip etsin…