28 Aralık 2010 Salı

tanıştığımıza hiç memnun olmadık Krup,

Daha kızımın 1.yaş pastasını kestiğimiz günü yazamadan hastalık yazısı yazmak nasip oldu.Makus kader işte, n'olacak..

Ela'nın büyüme sürecinde kimi tatlı, kimi acı bir çok şey öğreniyoruz. Krup da bunlardan biri oldu. Çarşamba gecesi kuzunun ateşi çıktı. C.tesi günü aşı olmuştu. Etkisi 5-12 günde ortaya çıkacak dediği için doktorumuz, hazırlıklıydık. O geceyi güzelce idare ettik. Ertesi sabah bakıcımızla sürekli haberleştik. Öğlene doğru durum iyileşti, kuzu rahatladı. Ben işyerinde dünyevi işlerle sarılıp sarmalanmışken, saat 16.30 gibi teyzemiz aradı. Hafif gergin, telaşlı. "Aknur, ben tedirginleşiyorum, sesi kısıldı Ela'nın, bir de sanki zor nefes alıyor" dedi. 1 saat geçmeden doktordaydık. Muayene sonunda tanıştık hastalığımızla: "Krup"
Normal bir soğukalgınlığı durumu gibi başlıyormuş. Bir anda ses kısılması (en yaygın ifadeyle köpek havlaması gibi bir ağlama) ve soluk almada zorluk ile kendini gösteriyormuş. Efendim bu virüs bir şekilde ses tellerinde ve soluk borusunda ödem yapıyor, kuzuları üzüyormuş. Belirgin bir ilacı yok. Soğuk buhar en rahatlatıcı destek. Eğer durum kötüleşirse de acil durumlarda kortizonlu bir iğne varmış yapılan. Özellikle ilk iki gecemiz çok zordu. En zoru da kuzunun ağlaması, elimizden ne geliyorsa yaptık elbette ağlamasın diye ama bir iki sefer ağlamak istedi. Ağlamak istiyor, fakat istediği derin nefesi alamayınca panikliyordu kuzu. O anlardaki bakışlarını uzun süre unutamayacağım sanırım. Kuzuyu o iki gece hastaneye götürmedik, iğneyi yaptırıp rahatlatmadık diye anneanneler, babaanneler bize çok kızdı. C.tesi öğlene kadar iyiye giderken işler, öğleden sonra sıkıntı tekrar başladı. Kaçtığımız iğneyi yaptırmak zorunda kaldık. Biraz rahatlattı ama bitmedi. Pazar gecesi acile gittik, orada buhar aldık. Pazartesi sıkıntılar aralıklı da olsa sürdü.Dünden kalan en kötü anımız kan alma anımız. Daha doğrusu alamama anımız. Kuzunun elinden kan almaya çalıştılar. Bir şekilde olmadı. Of, onca eziyetin üzerine kuzya bir de bu eziyeti yaşatmış olduk. Ve bugün rahatladık. Kızımın normal nefes alışını özlemişim. Çok şükür...
Öz 1: anneler, babalar ne kadar mühim tekrar anladım. ve ne kadar şanslıyım. annem duyar duymaz ilk otobüsle geldi. hem Ela'ya, hem bana ne kadar iyi baktı. geceleri ayaktaydı, babam gelince geceleri paylaştılar. canla başla gidene kadar, nasıl da yoruldular. allah onları başımızdan eksik etmesin inşallah
Öz 2: doktor ne kadar mühim tekrar anladım. o kadar yakın takip etti ki bizi. ilk başta şaşırdım. her gün mutlaka aradı. Ela nasıl? diye sordu. Hastalığın gidişatı normal seyri takip etmediğinden endişeleri vardı. Hepsini bizimle sakince, güzelce paylaştı. Kendimi rahat ve güvende hissettim.
Öz 3: Allah hiç bir çocuğu hasta etmesin. Olanlar da sıkıntısızca iyileşsin inşallah

9 Aralık 2010 Perşembe

09.12.2010 / iyi ki doğdun kuzu

nasıl gidiyor melek? 1 yılı bitirdin, koca kız oldun :) güzel kuzu, sahi nasıl geçti bu dünyadaki ilk yılın?


eloş ne cevap verirdi bu soruya acaba? neleri anlatırdı, neleri kendine saklardı? ilk 6 ay karnım çok ağrıdı, bu kadarını beklemiyordum der mi? ya da annemle, babam neden her sabah evden ayrılıyorlar, annem bazı akşamlar nereye kayboluyor diye sorar mı?

ah kuzu, yarama parmak basma lütfen.


ilk 6 ay geçmemişti ya, ikinci altı ayı hiçbirşey. saatleri gün içinde sayamaz oldum artık. saat 11:00 iken nasıl bir anda 17:00 oluyor anlamıyorum.


annenin yine uykusu geldi. güzel kızım pastanı c.tesi keseceğiz. senin için güzel dileklerim bekletmeme gerek yok ama yine de yapmak istedim. Güzel kızım, önce sağlık diliyorum sana ve sonra her daim huzur. meraklı bıdık, bu halini hiç kaybetme olur mu? güzel kızım hep birlikte nice güzel yaşlarına...

08.12.2010

iyi ki yazmışım. yoksa o an da uçup gidecekti. yok olacaktı.

çok yorgundum. bilgisayarı açacak gücüm yoktu. uzandığım kanepede kenarda bulduğum deftere uyur uyanık karalayıverdim 08.12.2009u. önemli bir geceydi. güzel bir geceydi. bekleyişimizin son gecesi, hamilelikten anneliğe terfi etmeden önce kuzuyla yek vücut olduğumuz son geceydi.....

9 Kasım 2010 Salı

haftasonları

haftanın sonları kabuk değiştireli çok oldu. çok şey yapıyor gibiyim gün içinde. hiç duramıyorum. sürekli bir hareket. Ela gece uykusuna yatınca ise tuhaf bir boşluk duygusu. Nasıl oluyor da gün içinde hiç durmamışken, gece hiçbir şey yapmamış gibi oluyorum. hafta sonları için de bir to do listimiz var artık. sırf bu duygu yüzünden. ama çok da işlemiyor. haftalardır düzenlenecek dolaplar, kaldırılacak / çıkarılacak ayakkabılar var, fırsatını bulup yapamıyorum. artık bazı eşyalarımla, kıyafetlerimle vedalaşmam gerek, evi hafifletmek istiyorum. bu sefer kararlıyım ama olamıyor bir türlü. olamayınca da üzerimde zaten ağırlık olan o eşyalar daha da ağırlaşıyor. sırt ağrım bayadır terketmişti beni, geri geldi. hafta içi desek zaten iptal ne yazık ki. eve gel, ela'yı al, hasret gider derken gece oluyor. şanslıysam kuzu fazla zorlanmadan uyuyor. genelde o saatleri yalnız geçiriyor olmak da beni zorluyor.
kadın ve erkek rollerini, anne ve baba rollerini çok sorguluyorum bu ara. bir eşitlik mümkün değil, buna eminim. son günlerdeki takıntım ev ve çocukla ilgili erkeğin her yaptığının kadına bir yardım şeklinde yapılıyor oluşu. Sorumluluğun eşit dağılabilmesi doğa tarafından mı engelleniyor yoksa biz mi böyle eşit bir dağılımı çok da istemiyoruz aslında?

ne çok dertliymişim böyle...tüm bu hissiyata rağmen elbette her günüme şükrederek başlıyorum. sahip olduklarımın farkındayım. ama sanırım biraz yorgunum.

bugün kuzu 11 aylık oldu. yaşımıza az kaldı. bu yıl dönümleri, yaş günleri, yılbaşları bir milat gibi sanki. O günden sonra herşey değişiverecekmiş gibi. Oysa herşey gidişatına devam edecek. yıl döndü diye hemen birşeyler oluvermeyecek. ah kuzu, yavaş yavaş çocuk oluyorsun. tadını çıkarabildim mi kızımın bebekliğinin? günler elimden akarken ne tatlar bıraktı arkasında? kızım hatırlamayacak ya bu günleri, sorduğunda nasıl anlatacağım acaba bebekliğini ona? şimdi dilinden düşürmediği "biy"leri, "viy"leri o zaman da hatırlayacak mıyım?

aslında başka türlü bir şey düşündüğüm, istediğim. başka türlü hafta sonları, başka türlü günler. olabilecek mi? "korkuların kadar tutsak, hayallerin kadar özgürsün" klişe mi geldi? bilmiyorum, benim hoşuma gitti.

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil, gideceğim memleket
denizi ayrı deniz, havası ayrı hava

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince, dalın yüksekliğince rüzgarla
ve bir yeni ömür vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka, tadı başka
C. Yücel

27 Ekim 2010 Çarşamba

yaşasın ergo baby

sonunda karar verebildim ve aldık. Keşke daha erken alsaymışız. Pek iyi oldu. Sabah yürüyüşlerimiz başladı, haftasonu gezintilerimiz keyiflendi. Kuzuyla kalp-kalbe yürüyoruz. Hepimiz çok seviyoruz. Kanguru meselesi ile ilgili çok mesai harcamış biri olarak sadece sevmekle kalmıyor, çok da seviniyorum.

aslında daha çok slinglere merak salmıştım ben. Herhalde Joker mağazasında 3-4 kez denedik. Anne çok hevesli, baba kararsız. Ama Eloş'un tavrı çok net: Kararlı ve hevessiz. Olmadı, rahat edemedi. Sonra bir gün e-bebek mağazasında ergo-baby'i denemek istedim. İyi ki yapmışım. Ela ilginç bir şekilde çok rahat etti, hatta içinden çıkmak istemedi. Şimdi ise özellikle babanın Ergo-Baby'i beline sardığını görür görmez bizimki babanın kucağına atlayıp, pozisyon alıyor. Artık bağlantıyı gayet net kurdu: "Yaşasın dışarı çıkıyoruz!!!"Bakalım ne kadar daha bu şekilde keyifli kullanabileceğiz.

birbirimize sarılıp yürüyoruz, mutluyuz...

bazen de uyuyoruz...

tez bitmedi ama tez bitti...

4 yıllık serüven bitti. Uzun sürdü ama bitti. 2006 yılı Ekiminde kabul edileceğimi hiç düşünmemiştim. Öyle bir mülakattı ki çıkışta kendimi dünyanın en cahil insanı zannediyordum. Bir ara sonuçlara bakmak geldi aklıma. Şaşırdım. 5 kişiyi kabul etmişler, ben de içlerindeyim. Sonra okullu oldum. Derslerine hepsine aynı anda gitmek mümkün değildi. 2 yıla yaydım. Çok zorlandım. Hiç bilmediğim bir alan sanki yabancı bir dil gibiydi. Mezun olmama rağmen hala öyle diyebilirim. Bu yabancı dilin belki başlangıç aşamasını bitirdim diyebilirim. Çok değerli öğretim üyeleri ile tanıştım. Bu kadar çok şey bilip, olgunlukla, müthiş bir tevazu ile konuları bizlere aktarışlarına her seferinde hayran kaldım. Onları gördükçe küçücük şirketlerin içinde (şirket olarak büyük olabilir ama dünya içinde küçücük) işlerine hakimiyeti, dünyaya hakimiyet zanneden insanlara daha bir güler oldum içimden. Haddimi daha çok bilir oldum. Aklımda derslerden kalan uçuş uçuş anektodlar var. Mesela Tarih Sosyolojisi dersinin ilk saatinde - YL'da girdiğim ilk dersti - hoca şu soruyla başlamıştı "tarih yazılır mı, yapılır mı?" Ne güzel bir soruydu. Bu soru benim dahil olduğum yeni dünyaya açılan ilk pencereydi. Ders çıkışı koştur koştur işe giderken ne mutluydum. İşyerine gittiğimde bizimkilere anlattım dersi. Tarihin aslında yapılmadığını, yazıldığını. Boş pozisyonlar, kariyer planları, gidilecek kariyer günleri boğazıma çökmüşken bir nefes oldu bana o dersler. "Hayat sadece yaşadığın yerde değil, bak dışarda da hayat var. Senin yaşadığın hayattan bihaber insanlar, onlarla edilecek değişik sohbetler var" dedi bana her ders.

Aslında ne yalan söyleyeyim sosyoloji gibi dünyayı kapsayan bir alan lisans dışı alandan gelen birine çok fazla bilgi katamıyor. Daha doğrusu o bilgi kalıcı olmuyor. Ön bir hazırlık, temel dersler şart. Yoksa maya tutmuyor. Ama ufkun genişliyor, hayat görüşün zenginleşiyor. Sen zenginleşiyorsun. Ben zenginleştim. Öyle hissediyorum.

YL'a başladığımda mesleki kimliğime bir kaç yıl aradan sonra öğrenci kimliğimi eklemiş oldum. Çok da iyi hissettirdi bu bana. YL sırasında da hem eş, hem de anne oldum. Hayatımın en önemli döneminde eşlik etti bana okulum. Mehmet'in varlığı bana çok destek oldu. Ödevlerimi yaparken bazen benden çok sahiplendi konuları. Bazı haftasonları ödev yapmak zorunda kaldık, başka plan yapamadık. Hatta bir gece ben yattım o çalışmaya devam etti. O geceyi sanırım hiç unutmayacağım.

Velhasıl bitti. Derslerden sonra tez vardı. Ela'dan önce yazabilsem tabi ki daha rahat olacaktı ama hamileyken konsantrasyonumu kaybetmeyeyim, bebeğime konsantre olayım gibi bir tribe girdim. Başlamadım tezi yazmaya. Ela'ya kavuşup, çok zor zamanları atlatıp işe başlayınca hayat biraz daha düzene girdi. Yine hemen başlayamadım. Zihnimi başlamaya hazırlamak bir kaç ayımı aldı. (Başlamak, neden bu kadar zor benim için?) bir gayret, çok şükür bitti. İlginç bir şekilde tez yazdığım dönem bana müthiş bir enerji verdi. Çoğu akşam eve gelip, Eloş'u uyuttuktan sonra tükendiğimi hissediyordum. Tez yazarken Ela'nın uyuması gecenin başlangıcı oldu. Tükenmişlik duygusu yok oldu. Bu durumun etkisi gün içinde de devam etti. Bu olayı düşündüğümde şu sonuca vardım: Bir yolunu bulup kendin için birşeyler yapmalısın. Zihnini, bedenini şarj etmenin yolu bu. Böyle bir yaşayış biçimiyle dengeye bir adım yaklaşılabilir. Yapabilecek miyim bilmiyorum ama hayatımda yarattığı farkı bu kadar açık gördüğüm için çabalayacağım

Öz: Bitti, mutluyum.

11 Ekim 2010 Pazartesi

anne gitti, geldi, çok şükür...

gittim, geldim...

çok şükür...


giderken tek duam zamanın çabuk geçmesiydi. günler bir şekilde geçerdi de, geceler çabuk geçmeliydi. gitmeden önce babayla gece uyanmalarında sürekli denemeler yaptık. Olmadı. Eloş uyandığı gibi meme arıyordu. hatalı ebeveynlik yapmış, her uyandığında onu alıştığı güvenli ortama hiç geciktirmeden kabul etmiştim. Aman ne yalan söyleyeyim hiç de şikayetçi değildim. Ama şimdi anne olmayınca güzel Eloş ne yapacaktı. babayla yaptığımız denemelerde bizimki memeyi bulana kadar gözyaşlarıyla ağlıyor, elimizi, ayağımızı birbirine karıştırıyordu. biberonla önce su, sonra anne sütü vermeyi denedik. ağzına bile almadı. bir şekilde ben odaya girmesem de sanki orada olduğumu biliyor, "hem burdasın, hem beni onunla, bununla uğraştırıyorsun" diye daha da agresifleşiyordu. sonuçta hiç bir denememizde başarıya ulaşmadan gittim buralardan. soğuk, yağmurlu, gri viyana'ya.

ilk gece çok uyandım. her seferinde dualarla uykuya daldım. Babaanne, dede ve haladan oluşan ekip babaya yardım etmek üzere evdeydi. Sabah haberler güzeldi. İlk gece kuzu halasının koynunda uyumuş uyandıktan sonra. İkinci gece güzel Ela herkese bir sürpriz yaparak tüm geceyi uyuyarak geçirmiş. Dede tüm geceyi başında geçirmiş. Sandalye üzerinde nöbet tutmuş. Son gece de anneanne katılmış ekibe ve çok şükür o gece de kazasız belasız atlatılmış. Gündüzler zaten Leyla Teyzemiz sayesinde çok keyifli geçiyordu, yine öyle olmuş. Keyfi hiç bozulmamış.


Karşılaşma anı: Asansörden indim. Ela anneannenin kucağında. Birisi geldiği için sevinçli oluyor genelde. Hareketleniyor, çığlık atıyor. Normalde beni görünce sevinci daha da artıyor. ama bu sefer beni görünce 2dk. kadar hiç epki göstermeden soran gözlerle baktı yüzüme. "Bu önemli biriydi, ama kimdi, neredeydi?" der gibiydi. Bakışları çok etkileyiciydi. Sonra hatırladı, kucağıma geldi, sarıldı, ellerimi bile zor yıkadım ve o gece görüş alanından uzaklaştırmadı küçük kuzu beni.


Sonuç: Allah hiçbir çocuğu annesinden, hiçbir anneyi de çocuğundan ayırmasın

28 Eylül 2010 Salı

Ela tatilde

yaz bitti, artık sonbahar geldi
bu yaz ilk yaz, ilk haziran, ilk temmuz derken, ilk tatili yaşadık. anneanne ve dedenin Ela için sora soruştura buldukları bir yazlık ev haberi, sonrasında hızla organize edilen bir Didim seyahati ve İzmir'den sonra ilk uzun yolculuğumuz. Gece yolculuk ettik, babaya zor oldu ama tahminimizden kolay bir yolculuk oldu. Ela çok rahat olmasa da uzunca bir süre uyudu.

Babamız bir hevesle havuz almıştı Ela'ya. Önce onunla ısınmaya başladık suya, yaza. Doğduğundan beri sudan hep keyif alan kızım bizi şaşırtmadı. Havuzda müthiş eğlendik.


















Isınma turlarından sonra ve işte ilk deniz...Acaba simitten çıkarsak kızımı yüzmez miydi? Yüzmek mi, bence bıraksak uçabilirdi....




















Sanki her yaz denize gelirmiş, çok da severmiş gibiydi. Simite rahat bir koltuğa kurulurcasına ellerini iki yana koyup oturduğu anları daha güzel fotoğraflayabilmeyi isterdim. Denize ilk soktuğumuzda müthiş bir ayak çırpma hareketi vardı. Çok kuvvetli ve durmaksızın. İşte o yüzden belki de simit olmasa uçabilirdi :) sonra kızım ayaklarını çırpmasa da suyun üzerinde kaldığını farketti ve güzelce kuruldu simitine. Allah bozmasın kuzumun keyfini...

uykularımız bozuktu. sıcaktan, yatak ve mekan değişikliğinden ve bir çok şeyden dolayı doğru dürüst gündüz uykusu uyumadık. ne yapsın güzel kızım, biz ne kadar zorlanıyoruz mekan değişikliklerinde, onun minicik bedeni ancak o kadar baş edebildi. önceleri keyifli keyifli dedenin kucağında gezip, etraftakilerle sohbet ederken bir de baktık ki kızım kendini uykunun kollarına bırakıvermiş..

















Biz bu sene (sanki önceki senelerde bunun farkındaymışım gibi:) hiç yumuşak kayısı bulamamıştık. hep küçük küçük ve sertti buradakiler. Ama Didim Migros'ta tam Ela'nın ağzına layık süper kayısılar bulduk. Ve tabi kızım da affetmedi...

Tez telaşımla ilgili birşeyler yazmıştım, bir de resim koymuştum kızımla benim resmimi. her ne hikmetse resim ters kaydediliyor. (yaklaşık bir kaç hafta sonra tekrar denedim, şimdi oldu) bir de deniz fotoğrafımız vardı aynı nedenle koyamadığım. 10 kere denedim herhalde. uğraşmaya gücüm kalmadı. yarın çok koşturmacalı bir gün, pazar günü kuzuyu bırakıp 3 günlük viyana seyahati var. kafok ama kafamda on bin düşünce, yoruldum, nasıl olduysa uykum yok ama yatmalıyım artık. eloşun tatil günlüğüne başka bir akşam devam edeceğim artık.


Bir dolu kitabı Didim'e taşıdık. Hesapta Eloş'la ilgilenecek nasılsa çok kişi vardı, anne tezini rahatlıkla yazmaya devam edebilirdi. Olmadı, anne tezine sadece yarım sayfa kadar ilave yapabildi. Eve döndükten yaklaşık bir ay sonra tez bitebildi. Şimdi bir jüri savunması kaldı, sonrasında Eloş'un annesi YL mezunu olacak.

20 Eylül 2010 Pazartesi

uyku halleri

temmuzun başıymış. insan ne çabuk unutuyor. şimdi daha iyi anladım resimler, videolar ne kadar gerekli, ihmal etmemek lazım.
güzel kızım büyürken her yeni gün ayrı bir yenilik getiriyor, öyle olunca bir önceki gün, bir önceki hafta, hatta şimdi olduğu gibi önceki aylar unutuluyormuş.
evet temmuzun başıydı. Demetler bizdeydi, balkonda oturuyorduk. Ben de sık sık gidip uyuyan Ela'yı kontrol ediyordum. Bu kontrollerimin birinde o an için çok ilginç olan bir şey oldu. Kızım yatağında bir tarafına dönüvermişti. Bana ne kadar muazzam gelmişti bu hareket. Heyecanlanmıştım.
sonra o hareketler sürekli devam etti. Ela'nın uyku halleri çeşitlendi.


artık Ela'yı yatırdığım şekilde bulamayacağımı biliyorum. Her yeniliğine alıştığımız gibi buna da alıştık zamanla. İlk kez güzel Özden'den duymuştum "bizim uykularımız senin olsun" dileğini. Zamanla daha iyi anladım ne demek olduğunu. Evet, güzel kız senin olsun uykularımız, senin, Arda'nın, Sedef'in, Dila'nın, Nisan'ın, Efe'nin, Kayra'nın, Nil'in, Irmak'ın, Deniz'in, Nevhan'ın, Ece'nin ve adını bilmediğimiz tüm kuzuların...


19 Ağustos 2010 Perşembe

iç sıkışması

eskiden beri kulak kesilirdim ağlayan çocuklara, bir de çaresizce miyavlayan kedilere. şimdilerde çok yoğunlaştı bu. gece gece kedileri duyuyorum uykum kaçıyor, çocuklar derseniz başka alem. ağlayan bir çocuk gördüğümde ya da duyduğumda annesini ayırt etmeye çalışıyorum hemen etrafında. ne yapıyor, ne söylüyor anlamaya çalışıyorum. "lütfen iyi davransın, güzel konuşsun çocuğuyla" diye geçiriyorum hemen içimden.
geçen gece yine ağlayan bir çocuk duydum, hemen balkona koştum. uzaklarda annesinin elini tutmuş yürüyen bir çocuktu ağlayan. o da yorulmuş ağlamaktan, aslında susmak istiyor da susacak bir neden arıyor gibi. annesi de sürekli bir şeyler diyordu. önce iyi dedim, sakinleştirmeye çalışıyor çocuğu. balkona doğru giderken lütfen iyi şeyler söylüyor olsun diye geçirdim içimden. sonra duydum... bıkkın bir ses tonuyla "kes sesini, kes sesini" diyormuş meğer ardarda. içim sıkıldı, büzüştü, kurudu.
içeri girince Mehmet'e "bir ülke çocuklarına iyi davransa hiç kötü insan yetişmez" dedim. O da dedi ki "ne güzel söyledin, işte bunu yaz bloguna"
ben de öyle yaptım. gece yarısını geçmişken, sabaha yavaş yavaş yaklaşırken o çocuk düştü aklıma. ağlamasından çok annesi, annesinden çok da çocuğun küçücük, zayıf bacaklarıyla annesinin temposuna uyabilmek için yanında koşar gibi yürümesi.
ve yazdım...

12 Ağustos 2010 Perşembe

aklımdakiler

evdeki laptopun bir süre devre dışı kalmasıyla başlayan blogu ihmal edişim akşamları tez yazıyor olmamla devam ediyor. ela artık 8 aylık oldu. çok şükür, sağlıklı, güleç bir kız oldu, bu arada yazılacak şeyler birikiyor. biriktikçe ilk aklıma düşenler tazeliğini kaybediyor. blog yazmaya başladığımdan beri yazmak istediğim yazının başlığı beliriyor aklımda ilk önce. şimdi de başlıklar var aklımda bir kaç tane. Yazmak istediğim, yazmadıkça, zaman geçtikçe unutmaktan korktuğum. en azından başlıklarını yazayım, sonrasında bakalım hangileri bu blogta bir post haline gelecek.
"sonsuzluk anı"
"Ela yolda"
"deniz kuzu Ela"
"ben bu yaz bronzlaşmaaaaak"
bir de şu sıralar içimi hayli titreten annem üzerine "benim annem güzel annem"

5 Temmuz 2010 Pazartesi

kusura bakma caniko

güzel kızım kusura bakma, beceremedik, seni koruyamadık, Cuma akşamı ateşlendin, C.tesi günü iyi sayılırdın, C.tesi gecesi ise doğduğundan beri en kötü geceni geçirdin. Çok ağladın. Kucağımda uyudun, ben hareket edince uyandın, babanın kucağında uyudun, baban hareket edince uyandın. ve canım kızım çok ağladın. Gözlerin nasıl kırmızı oldu ağlamaktan bir bilsen. Daha önce de ağladığın geceler olmuştu, gaz dönemini geçirdiğimiz için antrenmanlıyız sanıyordum. Meğer daha alacak yolumuz varmış . O gece çaresiz kaldık kızım. Sabaha karşı anneyle annenin yatağında 2 saate yakın uyudun. En uzun uykun o oldu.
Herkes diş diyor, ben de öyle olmasını ümit ediyordum. Ama güzel kızım bu sabahki öksürük nereden çıktı şimdi? Cuma günkü ateşle ilgisi var mı bilmiyorum. Öylesine bir öksürük değil bu, belli. Üşütmüşüz seni biz. Çok da dikkat ediyoruz ama becerememişiz. Seni koruyamamışız. Elbette doktora gideceğiz, seni iyileştireceğiz, merak etme. Ama çok küçüksün daha. Olmaması lazımdı bunun. Sıkıntıya soktuk seni. Kusura bakma, olur mu?

22 Haziran 2010 Salı

lütfen yeter artık...

içim sıkışıyor, kızgınım, üzgünüm, ama elbette onlar kadar değil. olmak mümkün mü? o büyük acıyı ben hayal bile edemezken onlar yaşıyorlar. ne oluyor böyle, kaç kişinin hayatı söndü son günlerde? kaç aile mahvoldu, yandı? zaman herşeye ilaç ya, bu yaralara da derman olur mu, gün gelir de o yaralar iyileşir mi, mümkün mü?
her biri için içim acıyor, düşündükçe nefesim kesiliyor. çocukluğum servis araçlarında geçti benim. babam servisle işe giderdi, biz de servisle okula. bugün bombaladıkları serviste de işe giden babalar, oğullar, kardeşler, abiler vardı. binbir emekle yetiştirilmiş, binbir çileyle göreve gidenler. askerlik zor meslektir de anlatmak gerekir her zaman. uzaktakiler merak ederler ya hep, "ne yapıyor ki abi bunlar" diye başlayan muhabbetlerde asker maaşları devlet memuru maaşlarıyla karşılaştırılır-bit kadar farklar abartılır-, orduevlerinden, askeri kamplardan, lojmanlardan dem vurulur ve bu sohbetler uzar gider. askerlik zor meslektir. herkes annesinin koynunda yatarken soğuk yatakhanelerde uyumaya çalışmak, çocukken asker olmaya çalışmak zordur, göreve başladıktan sonra bir sonraki sene nerede çalışacağın belli değildir, denizci de olsan, karacı da olsan kısalı, uzunlu görevlerin vardır, ailenden aile kalmak bu işin doğasıdır. kolay değildir. görevde tehlike içinde olmak normaldir de, işe giderken bunun olacağı kimin aklına gelir. hayatını kaybeden herkes için çok üzgünüm, ağlamaklıyım ama babasının servisine binip dershaneye giden Buse içimi yaktı. hepimiz yapmışızdır. babaların servisine binmek zevklidir. herkes ilgi gösterir, konuşur seninle. okulunu anlatırsın en çok. baban yanında oturur. değişik bir histir. eskiden üniformayla giderlerdi işe. şimdi sivil de gidiyorlar. nasıl oldu bu? nasıl dayanacak o anne, o baba? peki bu işi yapanların içleri sıkışmayacak mı? vicdan azabı hissetmeyecekler mi?
tüm bunlarla doluyken içim, eve dönüş yolunda küçük bir kedicik fırlamaz mı önüme. ah güzel kedicik, mahvettin beni. o ağır yağmuru yemiş, ıslanmış, en fazla bir kaç haftalık. ben durdum hemen. o şaşkın, inmeye çalıştım hemen arabadan, olmadı. sağımdan solumdan doldu arabalar, arkamdakiler kornalara yüklendi. solumdan geçen o koca kamyon olmasaydı, yine inerdim belki. yapamadım, yavaş yavaş ilerledim. sağda durdum. koşa koşa gidecek kurtaracaktım onu ama yetişemedim. ah küçük kedicik mahvettin beni. ben arabada gözyaşlarına boğulmuşken bisikletli bir amca durdu. öyle insanların hala var olduğunu unutmuştum "ne oldu yavrum?" dedi anlattım gözyaşlarıyla "ömrü vefa etmemiş, sen üzülme, insanlar ölüyor" dedi. insanlar ölüyor, hiç suçu olmayan insanlar ölüyor. güzellikler, iyilikler büyüyemeden ölüyor. artık yetsin, artık bitsin...

13 Haziran 2010 Pazar

6. ay kontrolü

6.630 gr, 62,5 cm. olmuşuz. 6 aylık bebekler içinde ortalamanın altında seyrediyoruz. Ama boyumuz, kilomuzla orantılı olduğu için sıkıntı yok. Son 15 günde de yarım kilo aldığımız için bizden iyisi yok diyebiliriz.

Ek gıdalar bize iyi geldi. Kızımın ek gıdayı sorunsuzca alması bizi çok rahatlattı. (MAŞALLAH:)) Sebze çorbası, yoğurt ve meyve yiyoruz. Özellikle meyveyi bayıla bayıla yiyoruz. (şekerli olduğu için bebekler genelde severmiş) Bu haftadan itibaren kahvaltıya başlıyoruz. Bir de sebze çorbamızı sadece çatalla ezerek yapmaya ve içine et katmaya başlıyoruz. Bugün ilk kez sebze çorbasının yeni halini verdik. Biraz şaşırdı ama kaşığı o kadar gülerek uzattım ki "anne veriyorsa, hele de bu kadar gülüyorsa herhalde iyi bir şeydir, biraz daha deneyeyim" diyerek yedi güzel kızım çorbasını.

Aşı olduk 2 tane. Geçen yen sefer de ateş yapmıştı, bu sefer de yaptı. Gerçi gündüz çok keyfi kaçmadı ama gece uykusuna dalamadı bir türlü. Calpol yine işe yaradı.

Gece uyanmalarını sordum doktora. Tam bir cevap alamadım. Herhalde oydu, buydu derken bu dönem de geçecek.

hadi ama Buket!!

Buket 6 yaşında güzel bir kız çocuğu. Abisi de 8 yaşında. Onlarla yolumuz doktorumuzun muayenehanesinde kesişti. Bekleme salonunda vakit geçirirken doktorun odasından ağlama sesleri gelmeye başladı. 2 farklı ağlama sesi duyuyorduk. Kaçışmaya çalışan çocuklar ve onları yakalamaya çalışan anneleri. Sonra bir kız dışarı çıkarıldı. "sen burada bekle" dediler. Terlemişti, yere bakarak beklemeye başladı. Yanımıza çağırdık, konuşmaya çalıştık. Hiç oralı olmadı, bizimle uğraşacak hali yoktu. Sonra odadan bir erkek çocuk çıktı, yanımıza geldi. 8 yaşındaki abiyi böylelikle tanıdık. 2 tane aşı olmuştu. Kendi payına düşen bittiği için sevinçli gibiydi. Arka tarafta ise büyük bir gürültü kopuyordu. Küçük Buket anladığım kadarıyla yerlerde sürükleniyordu. "İstemiyorum" demeye çalışıyordu. Ağlıyordu, bağırıyordu. Anne çaresiz hissediyor gibiydi. Ama daha çokça kızgındı. Buket'e de abisine de. sürekli "Hadi ama Buket !!" deyip zaptetmeye çalışıyordu korkudan çılgına dönmüş kızını. Niye korkuyordu ki? Ne vardı ki? Alt tarafı aşıydı. Şimdi de böyle yerlerde sürüklenip, ağlayarak O'nu ne kadar zor durumda bırakıyordu. Doktora da rezil oluyordu. Kendi gücü yetmeyince hemşire de devreye girdi, Buket zorla odaya sokuldu. Muhtemelen eli, kolu, bacağı zorla tutularak o aşıları oldu. O eziyetle olunan aşıdan bir fayda gelir mi bilmem. (çok duygusal bir yorum mu oldu ne?) Odadan çıktığında artık ağlamıyordu. Güzel Buket yorulmuştu, terlemişti. Sıra bizdeydi. Yanlarından geçerken güzel Buket'in terlemiş saçlarını okşadım. "Geçmiş olsun" dedim. Gözlerinde asılı kalan yaşlarla sadece baktı bana. Sonra annesine "size de geçmiş olsun" dedim. O da "off, poff, ne çekiyorum ben bunlardan" gibi bir mimikle cevap verdi.

Buket içerdeyken abiyle sohbet ettik. O kadar akıllı bir çocuktu ki benimle yaşıtımmış gibi konuştu. Aşının aslında çok yakmadığından, ama yine de korkulduğundan konuştuk. "Ne zaman öğrendiniz aşı olacağınızı?" diye sordum. "Hemen şurda, köşeyi dönünce" dedi. "Ne yaptın öğrenince?" dedim "Ağlamaya falan başladık-önemsizleştirmeye çalışıyor :)-, ama ben çok ağlamadım" dedi. Erkekliğimize laf gelmesin de :)

Belki insan başına gelince anlayacaktır. Belki bu işler o kadar da olay değildir. Yaşayınca göreceğiz. Ama bu çocuklar büyük. Konuşsan laftan anlarlar. Hem 2 kişiler, birbirlerinden güç alırlar. O ailenin o aşı gününü farklı yaşama şansı yok muydu? Bence vardı. Böyle bir şoka ne gerek var. Kim çok korktuğu bir şeye o kadar hazırlıksız yakalansa o şekilde tepki verir. Kaç yaşında olursak olalım bizi tedirgin eden, korkutan şeylerle karşılaşıyoruz. Ben mesela bazen dişçiye gitmek için önceden kendimi beyin olarak hazırlamaya ihtiyaç duyuyorum. Karşımızdaki çocuk olunca onların duygularının neden farklı olacağını ya da önemsiz olduğunu düşünüyoruz ya da basitçe neden hiç düşünmüyoruz? Zaten olmayacağını düşünüyorum ama yine de olur ya Ela'ya böyle bir şey yaşatırsam tüm sorumlusu benim. Anne olarak şimdiden üzerime alıyorum.

Burada doktorun olaya müdahil olmayan tavrı da aslında içimi sıktı. Bence müdahale etmeliydi. Bu şekilde bir olaya izin vermemeliydi. Tam doktor içime siniyor derken...Gerçi kızım da aşı oldu dün ve ona çok yumuşak davrandı. Hatta o sakinleştirdi güzel kızımı ağlarken.

Dünkü doktor maceramızı böylelikle aktarmış oldum. Ela'yla ilgili kısmı farklı bir postta yazacağım.

10 Haziran 2010 Perşembe

neler oluyor bize?



söyle bakalım beyaz prenses? neler oluyor?


gerçekten merak ediyorum, bize neler oluyor, daha doğrusu kızıma neler oluyor?3 aydır 1 gece sektirmeden 19:30, bilemedin 20:00'de uyuyordu kızım. Benim çalışmaya başlamamla birlikte kıvrak bir hareketle (hala takdir ediyorum kendisini) uyku saatini 20:00-20:30 arasına alıverdi. Açıkçası sevindim. Yaklaşık 1 saat daha fazla vakit geçiriyoruz böylece.
Geceleri de gazlar yüzünden deliksiz uyuyamıyordu ama en fazla 2 kez uyanırdı. şimdiyse güzel kızım yine uyku saatinde uykuya dalıyor ama yatağa yatırma problemimiz oldu. dün gece de bu gece de herhalde en az 7-8 kez yatırdım, 1 dk geçmeden açtı gözlerini. Kucağıma almamak için, yatağında tekrar dalsın uykuya diye çok çabalasam da başarılı olamadım. (o küçücük yatağa tepetaklak girerek yanına yatmaya çalışmak dahil)Kucağıma alır almazsa tekrar uykuya dalıyor. Gece ise 1-1,5 saatte bir uyanıyoruz. Bazıları gaz yüzünden, onu anlıyorum. Ama hepsi mi? Uyanınca da meme vermemek için uğraşıyorum biraz ama mümkün değil ne yazık ki. Dün gece ilk uyanışında uyuttuktan sonra rezene yaptım. Bir sonraki uyanışında meme yerine vereyim diye. Elbette ki yine uyandı. Onun yanına gitmeden mutfağa koştum. Sıcaklığı tam kıvamına gelmiş rezeneyi hevesle kaptım. Hatun birkaç damla aldı sonra almadı. Memeyi alana kadar da sakinleşmedi.
Nedir bu durum, ne kadar sürecek bilemiyorum. Kimi diş diyor, kimi çalışmaya başlamanla alakalı diyor. Belirgin bir çözüm yok gibi. Bekliyoruz, göreceğiz...
Kızımı uyuturken hep aklıma yandaki fotoğrafı getiriyorum. 2 gündür de yatağına yatırırken yapıyorum aynı şeyi. "secret" hesabı :)

31 Mayıs 2010 Pazartesi

pazar keyfi...

güzel geçen günlerden sonra yeterince şükredebildim mi acaba diyorum kendi kendime. dün de öyle geçen günlerden biriydi. kızım hareketlendi, yaklaşık 1 aydır gazlar artık terk-i diyar eyledi bizi. artık sadece geceleri musallat oluyorlar bize ama üzülmüyorum artık. korkmuyorum da. gündüzümüz rahatladı ya geceler de düzelecek.

kızım ağlamayınca günler pek bir keyifli oluyor. dışarı çıkmaktan korkmuyoruz eskisi kadar. tabi yine uykusuna dikkat ediyoruz, zira uykusuzluk çok üzüyor bebeğimi.

pazar günü yine çok erken uyandık. saat 6 bile olmamıştı daha. olsun, kızım erkenci, annesine çekmiş ama onun sınırlarını da zorluyor :) kızım ilk uykusuna rahatça daldı. o sırada anne ortalığı toparladı. sonra kızım uyandı, gidip babayı uyandırdık.
Yeni maharetlerimizi bir bir gösterdik babaya.





sonra kahvaltıya davetliydik. Kızımın Sedef Ablasına gittik. Ne güzel oldu. Babalı kızlı bir de güzel fotoğraf çektik. Böyle günlerimiz çok olsun. Ya da babamın sıkça dediği gibi "en kötü günümüz böyle olsun"




günümüzün ikinci yarısı da çok keyifliydi. IKEA'ya gittik. Kızıma bir kaç parça eşya aldık. Sanırım Ela 3 ay civarındaydı. Bir pazar günü heves ettim, bebek eşyaları satan bir mağazaya gittik ailecek. Planıma göre ben sakin sakin ürünlere bakacaktım. Ela arabasında oturup etrafına bakacaktı. Herşey yeni ya, çok ilgisini çekecekti. Sonra da sakin sakin eve dönecektik. Ama olmadı. Güzel kızımın mağazaya girmemizle ağlamaya başlaması bir oldu. Babası aldı kucağına, ne yaparsak yapalım sakinleştiremedik. Mağazadan çıkışımızı yani kaçışımızı düşündükçe hala gülerim. Pazar günü o günlerin artık bittiğine emin oldum. Sıkıntımız yine olabiliyor ama o susmaksızın ağlamalar yok. Çok şükür...Bugünümüze bin şükür...

29 Mayıs 2010 Cumartesi

Bir ayrılık hikayesi

Cuma günü anladım. Biz ayrıldık. Aynı toplantıdaydık, yan yana oturduk, sanki sadece tanışıyorduk. Konuştuk gibi. Birbirimize, içimize dokunmadan. Gözlerimize bak(a)madan. Ayrılığımız alıştıra alıştıra oldu, fazla acı çekmedik -sanırım-. Ayrılık sürecimiz yaklaşık 2 yıl sürdü. Önce şaşkındım, sonra kızgın ama en çok kırgın. Buna rağmen çabaladım. Hemen bırakmadım O'nu. O da çabaladı, gördüm. Ama olmadı. İnsanın içi bir kirlenmeyegörsün, ne yaparsan yap temizlenmiyor işte. O yüzden işte emin olmadıkça kimseye karşı kirletmemeli insan içini.

Eksildik birbirimizin hayatından. Şimdi iyi mi oldu? Peki bundan öncesine n'oldu? Yok mu oldu? ayrılığın zorluğu da işte bu zaten. Yaşadıkların, paylaştıkların kalıyor aklında, kalbinde. Ara ara çıkıyor meydana. Bende bir iç çekme ihtiyacı oluyor. Onda ne oluyor bilmem.

İnsanın dostundan ayrılması da zormuş. Sevgiliden ayrılmak gibiymiş. Ağırmış, insanın içini acıtırmış...

"zaman artık sensiz akıp gidiyor
senden habersiz, sessiz"

25 Mayıs 2010 Salı

başladım-bugün 20 Kasım

19 Kasım'da ayrılmışım doğum iznine. sanki çok uzun zaman önceymiş gibi geliyordu bugüne kadar. İlk 1-2 günün şaşkınlığının ardından görevlerimi tekrar devraldım. herşey aynı kalmış. aslında neyin değişmesini bekliyordum bilmiyorum. Bazen işyerinde -genelde biri canımı çok sıktığında, o problemin aslında o kadar da büyük olmadığını kendime anlatmak için - bir sene önce, aynı tarihteki yazışmaları açıp bakarım. İsimler değişir, genelde konular aynıdır. Yine problemler vardır. O zaman problem olan şeyse artık yoktur. Bunu farketmiş biri olarak 5-6 ayda neyin değişmesini bekliyordum acaba?
Zeynep dedi ki, "senin hayatın değişiyor ya, herşey değişmiş gibi geliyor" şaşkınlığım bundan dolayı herhalde.

evet bugün 20 Kasım'dı. Nerde kalmıştık demeliyim, değil mi? Şimdi büyük bir hızla işlere sarılma zamanı....
Son cümleyi içimden gelerek yazmış olmayı çok isterdim. İşlere sarılmak falan istemiyorum. Bir kaç tur daha ısınma koşusuna ihtiyacım var...

19 Mayıs 2010 Çarşamba

başlıyorum

yarın işe başlıyorum. yumuşak bir geçiş olacak. fazla trajikleştirmek istemiyorum bu hadiseyi ama hislerim karışık elbette ki. en ağır basanı ise suçluluk. bütün gün sanki kızıma kendimi affettirmeye çalışır gibiydim. dahayaa hiçbir şeyden haberi yok. acaba nasıl etkilenecek hayatımızdaki bu değişiklikten bilemiyorum. merak ettiğim bir şey de bakıcısı ile beni nasıl ayırt ettiği ya da edeceği. benim annesi olduğumu nasıl bilecek? tek farkımız emziriyor oluşum ve geceleri sadece beni görüyor oluşu. şimdi gündüzleri de sadece teyzesini görüyor olacak. dolayısıyla o artık bir fark olmayacak. sadece süt yani farkımız artık. ama sütü olmayanlar da var. o zaman nasıl oluyor bu ayırt etme işi? kafam karışık...

18 Mayıs 2010 Salı

bana bir haller oluyor

dün gece saat 00:00 sularında kızımı emzirdim. Gazları hala devam ettiğinden dolayı doktor bir arkadaşım (dün 1 aylık kızını gördüm, ne tatlıydı, esmer güzeli) bir ilaç önerdi, dün onu aldım. Emzirirken de gaz yüzünden bir türlü kesintisiz şekilde sabahı edemediğimiz için emzirdikten sonra ilaçtan vermeyi planladım. Kızımın emmesi bitti, yatağına yatırmadan ilacı vereyim dedim. O sırada Mehmet aceleyle içeri girdi. "Boşver ilaç falan verme, kendi geçer zaten" dedi. Ben de "iyi madem, vermeyelim" dedim. Sonra yattım. Saat 04:30'da kızım ıkınarak uyandı. Emmek ister ememez, altını açmaya çalışırım ağlar. Öyle böyle derken saat 06:30'da tekrar uyutabildim. Ama tabi ilacı vermediğime de pişman oldum. İlacın işe yarayacağından emin olduğumdan değil ama en azından deneseydim keşke dedim. İçten içe de sitem ettim Mehmet'e.

Sabah Mehmet hazırlanırken 04:30'daki macerayı anlattım. "Sen niye verme dedin ki, versek belki rahat ederdi" dedim. O da bana şaşkın şaşkın bakarak "İlaç mı verecektin? Ben öyle birşey demedim ki, hem o saatte uyuyordum zaten ben." dedi. Artık şaşkın şaşkın bakma sırası bendeydi :)

Ne oldu hala anlamış değilim. bazen gece emme faslı sırasında bana bir uyku bastırıyor. Belki emzirirken uyudum, rüya gördüm. Sonra da onu gerçek sandım. Hala şaşkınım...

Hayır olsun diyelim, aklımıza mukayyet olalım :)


Bu arada artık bir kangurumuz var. arabasında durur mu, durmaz mı derdimiz kalmadı. daha rahat sosyalleşiyoruz. Ela mutlu, anne mutlu, baba mutlu. Heyooo!!!!

15 Mayıs 2010 Cumartesi

ilk kez yaptı

12.05.2010 --- Ela yatarken ayaklarını tutmaya başladı. Herhalde yakında ağzına sokmayı başaracak :)

13.05.2010 --- Ela ilk kez annesine kahkaha attı. Emiyordu, kafasını çekti. Keyifli keyifli kucağımda yatmaya başladı. ben de onunla konuşmaya başladım. Kocaman kocaman bakarken bana "hı hı hı" diye ilk kahkahayı attı. sonra devam etti kibar kibar gülmeye. bugün de biraz şaklabanlık yaparak güldürdüm onu. pek zevkliydi :)

16.05.2010 --- Aslında elma püresi yemesi gerekiyordu ama annesi beceremeyince suyunu içti ilk kez

19.05.2010 --- ilk sebze çorbasını içti güzel kızım

26.05.2010 ---meyve püresi yedi, hem de bayıla bayıla :)

02.06.2010 ---yoğurt yedi ama ben göremedim. işteydim :(

13.06.2010---sebze çorbasını sebze püresi kıvamında yedi, içindeki kıymayla da ilk kez tanıştı

5.ay kontrolü - kafa karışıklığı

bugün doktora gittik. Önce sayısal verilerden başlayalım, sonra diğer meselelere geçelim. 61 cm olmuşuz ama kilo almamışız. 5850 gr'da takılmışız. ben bunun 1 aydan fazladır yaşadığımız ıkınma problemi ile ilgili olduğunu düşünüyorum. kızım ne zaman emmeye başlasa ıkınarak memeden ayrılıyor, ağlamaya başlıyor. kesintisiz emme süresi o kadar az ki. Bu nedenle kilo alımının olmadığını düşünüyorum. annelik içgüdüsü mü yoksa cahillik mi bilmiyorum ama içim çok rahat niyeyse. Ela ile ilgili daha küçük şeylerde bile canım çok sıkılırken bu haber beni neden rahatsız etmedi bilmiyorum. kızım çok sağlıklı Allah'a şükür. geçen ay alması gerekenin 2 katını almıştı, şimdi onu dengeledi herhalde.

3 aydır doktor değiştireceğim. Bir türlü yapamadım. Öyleydi, böyleydi derken ay geçiyor, ben yine aynı doktordan randevuyu alıyorum. bugün karar verdim, değiştireceğim. Mesleki donanımı mutlaka yeterlidir. zaten onu değerlendirecek durumda değilim ama benim sıkıntım bana hissettirdikleri ve istediğim iletişimi kuramamam. Doktor-hasta ilişkisinin mutlaka yetişkin-yetişkin düzeyinden işlemesi gerekir diye düşünüyorum. ama ben doktorumuzda hep ebeveyn-çocuk ilişkisi seziyorum. Yani sorduğum soruların kritik edilmesi, yorumlarımın, kaygılarımın yok sayılması beni rahatsız ediyor. İstiyorum ki ben de düşüncelerimi anlatayım, o bunları yorumlasın, beni doğruya yönlendirsin. Yine onun dediğini yapalım ama beni dinlesin. Kızımın ıkınma sıkıntısı ile konuşuldu güya ama şu an sorsanız aklımda hiçbirşey yok. Belki başkası için farklıdır ama ben doktorla aynı dili konuşmuyorum.

Bir de ek gıda meselesi var asıl kafamı karıştıran. Bu ay geçmemiz gerektiğini söyledi. Ben de çalışmaya başlayacağım için ve kilo alımımızda problem olduğu için olabilir diye düşünüyorum. 3 çeşitten bahsetti.
- pirinçunu (su ile mama yapılacak, 1 türk kahvesi fincanı verilecek)
- yoğurt (1 türk kahvesi fincanı)
- meyve (elma, armut, muz, havuç max. 60 ml verilecek)

okuduğum her yazı ek gıdayla ilgili bir alıştırma, tattırma döneminden bahsediyor. Bize önerilen öyle bir şey yok. bunların hepsine aynı anda başlamak bence yanlış. çocuk şaşkın olur. tabi ki bu gıdaları vereceğim. ama sırayla, yavaş yavaş artırarak. pirinç unundan emin değilim. araştıracağım. ben bununla ilgili bir şeyler sormaya çalıştım. şöyle bir dialog geçti mesela aramızda.
A: bunları bir anda verirsem sıkıntı yaşamaz mıyız. Yani bağırsaklarımızda sorunumuz var ya.
D: tabi olacak, yaşayabilirsiniz. Ama böyle diye vermemezlik etmeyeceğiz. ben de 1 yıl kiraz yemesem sonra yesem ishal olurum.
A: ????!!!!!!

aşkolsun yani. başlamayalım diyen mi var, "hayır yetmese de anne sütü vericem" mi diyorum ben? yol-yordam soruyorum. mesela muzu hemen vermemem gerek bence. yoğurdu da meyvelere alıştıktan sonra başlamak istiyorum. yemek sıkıntısı olan bir çocuğum olsun istemiyorum. onun alışkanlıklarını biz oluşturuyoruz. o nedenle dikkatli davranacağım. iç sesimi dinleyeceğim.

bir de mama takviyesi yapmamız gerekiyormuş. Ama ne zaman, ne kadar bilmiyorum. Sormayı unutmuşum, o da söylemedi.

inşallah kafama göre bir doktor bulabilirim.

13 Mayıs 2010 Perşembe

son 1 hafta...

Günler azaldı, bende stres arttı. Yaparım deyip de yapmadıklarım içimi sıkmaya başladı. Haftaya bugün bu saatlerde işte olacağım. Son 5 aydır hep Ela vardı. şimdi hem iş, hem Ela olacak. İşim daha az kafa oyalayan bir iş olsa belki daha rahat olurdu ama şimdi zor olacak gibi görünüyor. Artık evde Ela olduğu için belki başetmesi daha kolay olur bundan sonra işlerle, insanlarla. Değiştim mi acaba? yani işe döndüğümde daha farklı olacak mıyım? açıkçası çok hissedemiyorum anneliğin bana neler yaptığını. Neler alıp, neler getirdiğini. Hayatımın değiştiğini, sürekli değişmeye devam edeceğini rahatlıkla görebiliyorum ama bu arada ben ne oluyorum acaba? nasıl birine dönüşüyorum? Belki zamanla anlayabileceğim. Doğum izni sonuçta genelde-genelde mi?- evde bebekle geçirdiğim bir dönem oldu, bunun beni nasıl etkilediğini görebileceğim çok ortam yoktu. bu nedenle işe döndüğümde daha iyi anlarım belki.

Okumak istediklerim var, evde yapmak istediklerim var, artık yazmam gereken bir tez var. Ama artık zaman yok. Zaman varken günler, geceler Ela oldu. Bütün bunlar yapılmadı. Peki şimdi ne olacak? evet yine klasik bir iç hesaplaşma yaşıyorum. 5 ay bitti ya, daha farklı geçirilebilir miydi? Daha çok şey yapılabilir miydi? Bu duyguyu önceden her izin sonunda hissediyordum, bu anlamda bir değişim olmamış bende. kendime haksızlık etmesem iyi olacak tabi. sonuçta gündüzleri kızım rahatlayalı, rahat bir nefes alalı henüz 1 ay ya oldu, ya olmadı. biraz rahatlamam lazım. hayat daha güzel olacak bundan sonra. daha düzenli, daha oturmuş. belki çalışmak bana da iyi gelecek. konuştuğum pek çok yeni anne öyle diyor. yapılmamış işleri ise tek tek yaparım herhalde. sonuçta biten izin, hayat devam ediyor, değil mi?


Kızım gülsün, hep gülsün
ama annesi de gülsün,
çünkü annesi güldükçe Ela güler
Ela güldükçe annesi güler...

6 Mayıs 2010 Perşembe

işe dönüş telaşı

ilk aylarda akşam olmasına, günlerin geçmesine sevinirken zaman ne kadar da yavaş geçiyordu. sanki geçmiyordu. kahve falı bakarken adettir ya, tabak fincanın içine akıtılır. en son 1 damla asılı kalır. sallanır, sallanır, bir türlü damlayamaz fincana. işte sanki o damlanın içindeydik aylarca. o günlerde bu hissin daim olmayacağı, hatta iznim biterken günler bitmesin diye dua edeceğime emindim. işte o günler geldi. yani hızlı geçen günler. işe başlamak için geri saymaya başlayınca bitmesin istiyorum günler. ya da gün geçsin de, takvim ilerlemesin. off ne bileyim, bunları yazmamın ne anlamı varsa. sanki yazınca olacakmış gibi. "hmm, takvim ilerlemesin dedi, tamam o zaman 2 hafta günler geçsin ama ilerletmeyelim takvimleri"
gaz sıkıntılarımız hala var. bıraktığımda da olacak. artık kabullendim. bizimki böyle bir bebek. günler bu hafta şöyle ilerledi. anne olan kişi yani ben bir an "ya ben işe başlayınca ne giyeceğim?acaba eski kıyafetlerim bana oluyor mudur?" diye düşündü. eski kıyafetler ortaya çıktı. geçen sene bu ayları hamile olarak geçiren anne kişi 2 senedir giymediği yaz kreasyonlarını özlemişti. heveslendi. ne var ki hiçbir pantolon, gömlek ya da etek aynı özlemi taşımıyordu. anneyi reddettiler. anne hiçbirinin içine giremedi. daha doğrusu zorlayıp girdikleri oldu ama bünye nefessiz kalmaya başlayınca onları da kendi rızasıyla çıkardı.

hal böyle olunca alışveriş yapmaktan hiç de hoşlanmayan ben 2 gündür kendime işte giyecek birşeyler almaya çalışıyorum. ela'yı emzirip çıkıyorum. bakıcısı aktivite zamanını geçirtiyor, sonra uyutuyor ve uyanınca beni arıyor. eve dönüyorum ben de. kızımın keyfi fena görünmüyor aslında ama bende hafiften bir vicdan oldu dün akşam. hiç ilgilenmedim kızımla, 2-3 kıyafetin peşinden gittim, kızımı bıraktım diye. anlatmak istediğim bu duygu değil aslında. işe başladıktan sonra ne hissedeceğim? bu sorunun cevabını da bilir gibiyim de hislerimle nasıl başedeceğim bunu merak ediyorum. kendimi hep şu cümleyi kurarken buluyorum "sen ne ilk çalışan annesin ne de son. herkes nasıl yaptıysa sen de yapacaksın. bir düzen kuracaksın" inşallah diyorum tüm kalbimle....

kıyafet olayına gelince; bir kaç parça şey aldım. beni bir süre idare eder. ama işin kötüsü ayaklarım da büyümüş. canımı acıtıyor o güzelim ayakkabılarım. hiçbirinden ayrılmak istemiyorum. yeni almak da istemiyorum. aman neyse, bu olsun tek derdimiz :)

27 Nisan 2010 Salı

yine erken sevinmişim, sağlık olsun n'apalım...

Anne olmak demek "başardım" dediğin an başladığın noktaya geri dönmekmiş. Bizimki aynen o hesap oldu. Şimdi en baştayız. Kucakta uyuyoruz, uyurken sallanıyoruz, müzik dinliyoruz ve en kötüsü bu iş eskisinden uzun sürüyor. Eskiden yaklaşık 10-15 dk.'da uykuya dalardı. Bugün yarım saat sürdü. En kötüsü de yatırımın geri dönüşü (RoI diyebilir miyiz :)) yani yarım saat emeğin karşılığı 1 saatlik uyku olamadı. En uzunu 45 dk sürdü bugünkü uykularının. Hatta 20 dk süren bile oldu ki ona uyku demiyoruz zira bir faydası olmuyormuş diye okudum. Zaten günümüz saat 5 olmadan başlamıştı. Gaz yüzünden uykusu bölündü kızımın. Bir de gündüz uyuyamayınca -annesi bile iki saat uyuyup kendine gelebilmişti- güzel kızım saat 18:30u zor etti. Sonra emme faslımız neyse ki sorunsuz geçti - bu aralar gazlarımız en çok emerken rahatsız ediyor bizi- sonra da saat 19:30 olmadan derin bir uykuya geçti kızım.

Demek ki neymiş, bu işte "hıh oldu, bak gördün mü oldu" demeyecekmişiz. Hep temkinli olacakmışsız. Geri dönüşlere hazırlıklı olacak, asla üzülmeyecekmişiz. Allah sağlık versin, değil mi? Çocuk bu, bir gün güzel uyur, bir gün uyumaz. Bir gün yer, bir gün yemez. Çocuk bu. Sakin ol Aknur, sakin ol, telaş yapma ....

Ne diyor Mehmet "don't panic, still there's time :)

Kızın da ne güzel gülüyor bak, "iyiyim ben anne, sen dert etme" diyor sanki

22 Nisan 2010 Perşembe

Ela mucizesi

Bir mucize mi bilemiyorum, henüz sevinmek için erken olabilir. Bunu öğrendim ancak şu an itibariyle kızım 6 tane uykusuna yatağında dalmış bulunuyor.

anneanneden döndüğümüzden beri sürekli düşünüyorum ve okuyorum da okuyorum. Derdimiz uykuya dalış. Nasıl olacak da Ela kızım kendi kendine uykuya dalmayı öğrenecek? En son yarın bakıcımızı çağırmayıp, kızımın babasıyla yatır/kaldır metodunu uygulamaya karar vermiştim. Ama içime hiç sinmiyor, kendimi ikna etmek, kararımdan caymamak için sürekli kendi kendime Tracy'nin cümlelerini tekrarlayıp duruyordum : bu bir tedavi değil, bebeğime uykuya dalmayı öğreteceğim, benim yardımıma ihtiyacı var vs vs... Sonra internette yatır/kaldır'ı biraz daha araştırmaya karar verdim. O kadar okumanın, araştırmanın içinde bunu daha önce niye yapmadığıma hayret ettim. Bu konuda evren'in yazdığı yazı aklımı başıma getirdi. Kendisini tanımıyorum ama o yazıyı yazdığı için çok minnettarım. Teşekkürler. http://yavrusu.blogspot.com/2009/11/uyku-problemi-ve-cozumu.html
yazıyı okuduktan sonra 2 gece öncesi itibariyle yatır/kaldır uygulama kararımdan vazgeçtim. Açıkçası nasıl rahatladım anlatamam. Meğer ne kadar zorluyormuşum kendimi. Zaten de o iç huzursuzluğu ile uygulamam pek mümkün değilmiş. Adım gibi eminim. Ne yapmayacağını bilen ama ne yapacağına henüz karar vermemiş bir anne olarak güne başladım.

Kızım dün de ilk 2 uykusuna çok zor daldı. Kucakta sallanarak, çoğu zaman ağlayarak. O ağlamalar, kızarmış gözler, iç geçirmeler ve bir türlü uykuya dalamamalar beni kahrediyor. Sonra ben doktora gittim. Döndüğümde teyzemiz müjdeyi verdi. Kızımı yatağında uyutabilmişti. Gece uykusuna da aynı şekilde yatırdım. Yine yatağında dalabildi. Ve bugünkü tüm uykularına. Umarım bu şekilde devam edebiliriz. Herşey çok değişebiliyor. Bir günümüz diğerini tutmayabiliyor ama şu an geldiğimiz noktada Ela kızım için çözüm şu:
-Ne olursa olsun, ne kadar sürerse sürsün Ela kuzunun onun istediği şekilde sakinleşmesi.
-Mümkünse eskiden uyumaya alışık olduğu pozisyonda (yüzü dışarı dönük, hafif yatay, başı omuzumuza doğru) iyice gevşemesi
-ve iyice gevşediğine kanaat getirilince yatağına yatırılması (bence işin sırrı doğru kıvamın yakalanması)
- başlanmış olan ninniye o uykuya dalana kadar devam edilmesi

Bu Tracy'nin şşş-pat yönteminin bize uyarlanmış hali aslında. Umarım bundan sonra da işe yarar.

Bu araştırmalar sırasında bir de Dr.Sears ile karşılaştım. Onların yaklaşımlarını okuyunca Tracy'nin "hatalı ebeveynlik" kavramı ile beni hayli strese soktuğunu farkettim. Şu dakikadan sonra buna çok da takılmamaya karar verdim. Çocuğunun ihtiyaçlarını anlamaya çalışan her anne aslında doğru yolda. Hata bence çocuğun ihtiyaçlarını göremeden bir model oturtmaya çalışmak.

Tabi yanlış anlaşılmasın, elbette Tracy sayesinde kızımın gündüz uykusu uyumaya başladığını, onunla beraber bebeğimin ihtiyaçlarını anlamaya, işaretlerini okumaya daha fazla yöneldiğimi söylemeliyim. EASY ile bir düzenimiz var artık. Saatler değişse de o da biz de gün içinde sırada ne olduğunu biliyoruz, daha az huzursuzlanıyoruz.

Yazının adı Ela mucizesi çünkü annesi istediği kadar uyku konusunda ders çalışsın, çözümü kendisi bize gösteriverdi. Aferin küçük insan, aferin. Şimdi kibirli bir anne rolü kesmenin tam sırası: "eee kimin kızı :)"

18 Nisan 2010 Pazar

4. ay kontrolü - ilk ateş

dün 4. ay kontrolümüzü gerçekleştirdik. her şey yolunda görünüyor. bizim kuzu 6 kilo oldu sayılır.450 gr yetiyormuş, bizimki 800 gr almış. çok da iyi etmiş. boyumuz da 59,5, hadi yarım cm de anneden olsun, 60 diyelim. çok şükür sağlıklıyız.
aşılarımızı olduk. daha önceki aşılar bizde hiç ateş yapmamıştı. bu sefer oldu. bizim de ilk tecrübemiz oldu. çok huzursuzdu Ela kızım, ne uyuyabiliyor, ne durabiliyor. sürekli ağlıyor, memeye yapışıyor. ememiyor ama memeden alınca çığlığı basıyor. neyse ki ilaçlar var. yarım ölçek calpol verdik. işe yaradı. akşam da banyosunu yaptı ve biraz uzun sürse de uykuya dalmayı başardı.
Allah tekrarını yaşatmasın diyeceğim ama pek gerçekçi bir temenni değil biliyorum. ateşlenmeden büyüyen çocuk yoktur değil mi?
böyle durumlarda genelde sakin oluyorum ben. bence güzel bir şey. bu halimi seviyorum. fakat etrafımda sürekli "hadi doktora götürelim" diyenleri sakinleştirmeye çalışmak yoruyor beni.

anneanne saltanatı - bölüm 2



bu sefer farklı oldu anneanne ziyaretimiz. yine 2 hafta kaldık. bu defa anneannemiz çalıştığı için dedemiz o gelene kadar bize destek oldu. anneanne gelince de nöbeti ona devredip yanımızdan ayrıldı.
geçen sefer giderken evde düzenimiz yoktu. günlerin yarısı Ela kızımla yalnız geçiyordu. şimdi ise tam olmasa da bir düzen oturtmuştuk. Leyla Teyzemiz başlamıştı. Ela da ben de biraz rahatlamıştık. Giderken biraz tedirgindim. acaba orada da gündüz uykularımızı uyuyabilir miyiz?gece uykusunda sorun olur mu? mekan değişikliği ekstra huzursuzluk yaratır mı?
neyse ki hiçbiri olmadı. bir kaç gün kaçırılan bir kaç uykumuz dışında herşey yolunda gitti. buradan götürdüğümüz oyun parkı fevkalade işe yaradı. haftasonu babamız gelince, baba-kız uyku keyfi bile yapıldı.
biz evde kızımla aynı odada yatmıyoruz. orada aynı odada yatınca, birlikte yatmanın rahatlığını anladım. ama tabi buradaki düzeni bozmayacağız. kızım 2. haftasından beri kendi yatağında uyuyor. benim için her sese kalkıp odasına gitmek zor aslında ama ben de alıştım.
öyle böyle derken 2 haftayı bitirip evimize döndük. hatta babamıza doğum günü sürprizi yaparak Cuma günü anneann dede beraber döndük. iyi de oldu. çünkü her ne kadar çok uzun yıllardır annemlerle yaşamıyor olmaya alışsam da dönüşler hep hüzünlü oluyor. hele de uzun süre kalınca daha zor oluyor. o yüzden birlikte dönmek çok iyi geldi. bugün de evlerine yolcu ettik onları. hep sağ olsunlar, bizimle olsunlar...

unutmadan ekleyeyim; bir de çakma doğum günü yaptık kızıma. Görmemişin çocuğu olmuş. 4. ayını kutlamış misali :)

5 Nisan 2010 Pazartesi

03.04.2010-Normale dönüş

Bu duyguyu Ela geldikten sonra hiç hissetmemiştim. Bu duygunun adı "normale dönüş hissi". Kızımı kısa sürelerle evde bırakıp dışarı çıktığımda insanlara şaşkın şaşkın bakar oldum. Normal hayatlar yaşıyorlar diye özenir oldum. Sakin sakin yürümeler, alışveriş yapmalar, banklarda oturmalar. Hiç olmayacak gibi geliyordu bunlar bana. Belki sakin sakin yürümeler yine eskisi gibi olamayacak ama artık daha rahat sosyalleşebileceğiz sanırım. C.tesi gününden beri ümitliyim artık.


C.tesi sabahı kızım ilk uykusunu uyuduktan sonra babaanneye kahvaltıya gittik. 2. uykumuzu orada uyuduk. heryer çok farklı eldi kızıma. oraya, buraya bakmaktan bir türlü dalamadı, huzursuzlandı. yine de kısa da olsa bir uyku uyumayı becerdi. kalktığında keyifliydi. sonraki uykumuzu halamızın yatağında uyuduk. uyuduk diyorum çünkü kızım uyuyunca yanına uzandım. uyumuşum. meğer ne keyifliymiş anne-kız uykusu. evde hep yatağında uyuduğu için bu keyfi yaşama şansım olmamıştı. tadına doyamadım.

sonrasında havanın güzelliğini fırsat bilip dışarı çıktık. kızım arabasından niyeyse çok hazetmiyordu. genelde eve dönüşümüz Ela kucakta, araba boş şekilde oluyordu. bu sefer öyle olmadı. kızım pek keyiflendi, keyiflenmekle kalmadı yürüyüş esnasında uyudu. uyandığında sürekli gülücükler aıyordu etrafına. bundan cesaret alarak dışarda bir yemek yemeye niyetlendik. durur mu durmaz mı derken melek kızım yemek boyunca etrafını izledi, bize baktı güldü, güldü, güldü...

çok sevinçli bir şekilde eve döndük. saat 19:00 olmuştu. güzel kızım karnını doyurdu ve sakince gece uykusuna geçti.

harika bir gündü. güzel kızıma pek çok teşekkür ve de çok şükür :)

2 Nisan 2010 Cuma

ne güzel uyudun...

ne güzel uyudun güzel kızım, tam hayalimdeki gibi. Annemden öğrendiğim o ninniyi* söyledim sana. bir kez değil tabi ki ama omzumda o şekilde huzurlu yatman o kadar güzeldi ki sonsuz kere daha söyleyecek gücüm vardı sanki. sonra iyice gevşedi vücudun. yatağına yatırdığımda kocaman kocaman açıktı gözlerin. sonra yavaş yavaş, biraz da benim yardımımla uykuya teslim ettin kendini. Şimdi rüyalar alemindesin. Dilerim ki güzel yerler gezer, bolca eğlenirsin rüyalarında. Kim bilir belki beni görürsün, sohbet ederiz. Senin dilinde elbet...

29 Mart 2010 Pazartesi

rüya


bu sabah uyandığıma, o gördüklerimin rüya olmasına ne kadar sevindim anlatamam. iyi ki uyandım...

bir eğitimde en uzun rüyanın 7 sn sürdüğünü söylemişlerdi. işte o 7sn'de yaşadıklarım: kızımı bir şekilde evde bırakmışım. emzirmişim, sonrasında uyutup yatak odasında bizim yatağa(ama annemlerin yatağının aynısıydı) yatırmışım. neden bilmiyorum istanbul'a gitmişim. orada zeynep ve mine ile buluşmuşuz. ah kızlar, başıma ne dertler açtınız :) ne yapıyoruz bilmiyorum. sonra mehmeti görüyorum, hastaymış, işe gitmemiş ve benimle birlikte. 21.30 otobüsüne yer ayırtmışız. bursaya dönecekmişiz. annem geliyor, "gitmeyin, kalın bu akşam" diyor. "mehmet hasta, gitmemiz lazım" dediğim an jeton düşüyor. KIZIM!!! resmen unuttum onu. öğlen emzirip çıktım. bir anda çırpınmaya başlıyorum. sayıyorum eve ulaştığımda 12 saat olmuş olacak. bu kadar zamandır uyuyamaz diyorum. kayınpederimi arıyorum. "eve gidin, masanın üzerinde formül süt var, çok acıkmıştır, ağlıyordur, hazırlayıp içirin" diyorum. beni anlayamıyor. ne kadar çaresizim ve de ne kadar suçlu.

rüyamı yorumlamak çok da zor değil. iş zamanı yaklaşıyor, kızımı bırakacağım için sanırım suçluluk hissediyorum. "sanırım" mı? allah'tan bakıcımız çok çok iyi. en önemlisi kızımı seviyor. kızım da onu seviyor. bunu çok güçlü bir şekilde hissediyorum. tabi bu sonucu değiştiriyor mu, hayır. en geç 2 sonra ki o iki ayın bir ayında da bölük pörçük çalışacağım düşünülürse 1,5 ay sonra ayrılacağız. bu sefer prova değil, gerçek. biliyorum ona da alışacağız. hislerim çeşitli. suçluluk, burukluk, gerginlik, endişe, heyecan bir de hazımsızlık. bu ülkenin eğitim sistemi içinde başarılı bir öğrencilik geçirmiş, sınavlarda çoğunlukla doğru seçenekleri işaretlemiş, bunun sonucunda iyi bir üniversite kazanmış, bitirmiş, güzel bir işe girmiştim. şimdi onca emekle kurduğum bu hayatın içinde geldiğim noktada kendime başarılı diyebilir miyim? kurduğum bu hayatın kızımın en azından bu dünyadaki ilk yılına eşlik etmemi sağlaması gerekmez miydi? yeni bir işe alışmak için bile en az 3 aylık (bazen daha uzun) bir oryantasyon süresi gerekirken, hayata alışmak için kızımın benimle sadece 5 aylık bir oryantasyon yapabiliyor olması haksızlık değil mi?

23 Mart 2010 Salı

ey uyku; geldiysen 3 kez vur...

"çok düşünüyorsun kızım sen, herşey kendi kendine olur merak etme"bu cümle bakıcımızın benimle ilgili neredeyse hergün kurduğu bir cümle oldu.

Evet doğru, düşünüyorum,ben zaten hep düşünürüm. Evet bıraksam belki kendi kendine birşeyler olacaktır, kızım düzenini bulacaktır. Ama ya olmazsa, ya yardıma ihtiyacı varsa ve ben geç kalmış olursam. Tabi şu anki rahatsızlığımda işe başlama tarihimin yakınlaşmış olması telaşı da var.İstiyorum ki işe başlayana kadar kızımın ana rutini - uyku, beslenme- düzene girsin. ben çalışmaya başlayınca çok zorlanmasınlar. O yüzden okuyorum da okuyorum.

Şu sıralar gündem konum kızımı kendi kendine uyumaya nasıl alıştıracağımız. Araştırıyorum, okuyorum. Aslında genelde hep aynı şeylerden bahsediliyor. Temel olarak bir uyku ritüeli en önemlisi. Kendimce oluşturmaya çalışıyorum ama henüz başarılı olamadım. İdealimdeki ritüel şu: Bebeğimi sakince konuşarak battaniyesine saracağım, o kucağımda ona bir ninni* söyleyeceğim. Kızım o ninniyle gözlerini kapatmaya başlayacak. Vücudu iyice gevşediğinde onu öpüp yatağına yatıracağım :) güzel bir hayal değil mi? Kundaklamanın çok yardımcı olduğundan bahsediliyor ama bizim hatun kollarını mümkün değil o kundağın içine sokturmuyor. Kucağımda konuşarak sakinleştirebiliyordum, ninninin pek etkisi olmuyor. niyeyse iki gündür sakinleştirme konusunda da yetersiz kaldım. Bakıcımız da kızımdan korkmayı bırakıp, performansını yükseltince iki gündür gündüz uykularına o yatırır oldu. İsteğim uykuya dalmadan yatağa koyulması ama tam da o şekilde olmuyor sanki. Birbirlerine alışsınlar istediğimden illa ben uyutacağım diye bir inada da girmek istemiyorum. Sonuçta kimyalarının tutması, benim bunu görüp içime sinmesi çok önemli. ilerde kızımla geçireceğimiz zaman kıyaslandığında ben malesef çok gerideyim bakıcımıza göre. ne trajedi ama...

şu anda kararsızım, düşünmeyi bıraksam ve "su akar, yolunu bulur" mu desem bilmiyorum



* bir ninni var bizim ailede. daha önce bizden başka kimsenin bildiğine rastlamadım. sözleri şöyle:
ay doğdu kırlarda, herkes uykuya daldı
kuşlar yuvasında büzülüp kaldı
uyu ki görünsün sana cici rüyalar
annenin kalbinde bir tek ümidi sensin

19 Mart 2010 Cuma

şafak 7 mi dedin? şakacı şey seni...

keçiler geri geldi, ah bu keçiler gidemediler...bu sabah yine çok çok ağladık. öğleden sonra da ağladık. gözleri kızardı, yoruldu kızım ağlamaktan. gözyaşları nasıl da ıslatıyor yanaklarını. kızım sancılardan başını kurtarır kurtarmaz gülmeye çalışıyor. canım benim, nasıl da istiyor aslında gülmeyi. bizim sıkıntımız 3 aylık değilmiş, bugün bunu tekrar anladık. umudumuz 4. ayda artık.
yani dileğim yine değişmiyor. günler çabuk geçsin, güzel kızım artık ağlamasın...

16 Mart 2010 Salı

hayırlısı diyelim...

iki gecedir bizi terketmeyen gazlar yüzünden kızım tam uyuyamıyor. gecenin bir körü ıkınmayla uyanıyor. sonra huzurlu bir uykuya dalamıyor. "aç olmadığına eminseniz hemen emzirmeyin, bu şekilde yanlış bir motif yerleştirmiş oluyorsunuz" diyor kitap* ve ben aklımdan sürekli bu cümleyi tekrarlayarak emziriyorum kızımı. başka bir sakinleştirme yolu bulamıyorum, üzülüyorum. neyse diyorum şimdilik gelişsin bakalım bu yanlış motif, sonradan bir çaresine bakacağız. zaten kitap gazı biraz da hafife almış gördüğüm kadarıyla :) bir pırtla biten bir sorunmuş gibi anlatmış. pek öyle olmuyor, en azından bizim problemimiz tek pırtla çözülemiyor.

bugün yine bakıcı teyzesiyle beraber gün içinde arabayla turlamaya çıkmak zorunda kaldık. kadıncağız da korkuyor kızımın ağlamalarından. e haliyle korkunca kızımı sakinleştirmesi de mümkün olamıyor. sakinleştiremeyince uyutması hiç mümkün olmuyor. bunlar da benim kafama takılıyor. zamanla daha iyi olacak. biliyorum desem yalan olur, o kadar emin olamıyorum. inşallah diyorum o yüzden.

son 3 ayı geçirdik "maşallah" ve "inşallah"larla. hayırlısı olsun bakalım

15 Mart 2010 Pazartesi

iyi ki geldin, hoşgeldin...


sevgili sütüm, güzel sütüm, ak sütüm niye öyle korkutuyorsun beni, neden üzüyorsun? neyse geri geldin ya, binlerce şükür. dedim ya hoşgeldin. herhalde küçük bir uyarı yaptın bana. "bak bu iş çocuk oyuncağı değil, kendine gerçekten dikkat etmezsen her an gidebilirim"

öyle bir korku ki bu bana tahin helvası bile yedirdi. hem de ne yedirmek. 1/2 kiloluk paketi bitirdim resmen. inşallah bir daha böyle bir durum olmaz. sürekli su, humana still tee, boza içiyorum. dereotu kürüne başladım. Allah'tan seviyorum. gerçi sevmesem ne olacak? ben tahin helvası yedikten sonra herşeyi yerim herhalde.

kızımı emzirmek istiyorum. O istediği sürece. Memeden ayrılma kararını o versin istiyorum. Umarım öyle olur.

Merak etme ak süt, sana da kendime de çok iyi bakacağım...

10 Mart 2010 Çarşamba

ağlamak istiyorum sayın seyirciler

bu başlığı 2 gün önce atmayı planlamış ama kendi kendime nazar değdirmeyeyim diye yazıyı hemen yazmak istememiştim. şu anda o günkü coşkuyu hissetmiyorum ama yine mutluyum.

gazlar sanırım gitti. bu cümleyi yazmaya bile o kadar korkuyorum ki. emin değilim aslında arada bir sıkıştırıyorlar sanki ama P.tesi gününden beri çok sık uğramıyor gaz-ı muhteremler. inşallah bununla geçmiş olsun artık.

bir arkadaşımın tavsiyesi ile bir kitap edindim: "Bebek bakım sorunlarına mucize çözümler" Keşke daha erken edinseymişim. Geçen haftadan beri elimden düşürmüyorum. Artık evde bakıcımız olduğu için kitap falan okuyabilir oldum. Bakıcımız iyi biri gibi görünüyor. Sadece kızıma değil bana da bakıyor. Sanki kendime parayla bir anne tutmuş gibi hissediyorum bazen.

Neyse konumuz kitaptı. En başta şu "kontrollü ağlama" saçmalığını reddederek -oldukça politik bir dille yapıyor bunu- benden puanı kaptı kitap. Farklı bir bakış açısı kazanmaya başladım. Baştan beri istediğim kızımın bir rutininin olmasıydı. Kitap da bu rutin üzerine kurgulanmış. E.A.S.Y adlı bir sistemden bahsediliyor. P.tesi günü kendimce uygulamaya başladım. Kızımın işaretlerini daha önce iyi göremediğimi farkettim. P.tesi gününden beri hiç gündüz uykusu uyumayan kızım 3 gündüz uykusu uyuyor. Bazıları 45 dk bile olsa kızım rahatlıyor. Elbette gaz sıkıntımızın hafiflemiş olması bu sistemi uygulamamızı sağlıyor. henüz çok yeni ama kızım kendi kendine uykuya dalmayı öğreniyor. Elbette biraz zorlanıyoruz. Bakıcımız çaktırmıyor ama bu gayretlerimi biraz tuhaf karşıladığını düşünüyorum. umuyorum zamanla daha da iyiye gidecek herşey....

Ah biraz da kociş az çalışsa da, O da görebilse kızını yeterince, katılabilse bir düzen oturtmaya çalıştığımız bu zamanlarımıza...

5 Mart 2010 Cuma

şafak:7

3 ayda bitiyormuş ya bu gaz meselesi. bitmek ne kelime, bıçak gibi kesiliyormuş. Bir sürü hikayeler duyuyorum. mesela bir arkadaşın çocuğu varmış. 3 ay bitince bir uyanmışlar ki gazdan eser kalmamış. sonra birinin daha 4 aylık bebeği varmış. 3 ay çok sıkıntı çekmişler, şimdiyse herşey bitmiş. Bebek artık çok keyifliymiş.

haftaya 3. ayımız doluyor. Çarşamba günü ayın 9u. Şubat 28 çekiyor ya 3 gün de oradan ekliyorum. Yani bu işin teorisine göre önümüzdeki haftanın sonundan sonra kızımın gün içinde daha az ağlayacağını varsayıyorum. hatta daha da ileri gidip artık hiç gaz sancısı çekmeyeceğini ümit ediyorum.

günler geçiyor, bende değişiklik yok. akşam olmasına, havanın kararmasına hala seviniyorum. Evet, geçen gün ömürden geçiyor ama geçtikçe sancısız günler, keyifli günler yaklaşıyor...

3 Mart 2010 Çarşamba

önüm, arkam, sağım, solum soru işareti...

aslında daha iki ayımız var ama soru işaretleri çoktaaan istila etti beynimi.

nasıl olacak acaba hayat?
bakıcısı kızıma istediğim gibi davranabilecek mi?
eğer bir sorun olursa kızım konuşana kadar bunu nasıl anlayacağım?
işyerinde kendimi işime verebilmem ne kadar sürecek?
zaten zaman zaman anlamsızlığından dem vurduğum iş hayatım hepten mi anlamsızlaşacak?
yoksa gözümde farklı bir anlam kazanacak, farklılaşacak mı?
kızım benden çok bakıcısını göreceği için yoksa ona mı benzeyecek?
bakıcının konuşmasındaki yanlışlıkları-hiç hazetmediğim "N'apıyon?" gibi ifadeleri- almaması için neler yapabilirim?
ilk ayrılık provasındaki gibi iş yerinde kızımın gözleri sürekli gözümün önüne gelirse ne olacak?
ayrılık artık prova olmayacağına göre bu iç sıkışıklığı ile nasıl baş edeceğim?
kızımı ilk kez ağlayarak evde bırakacağım gün günüm nasıl geçecek? günün bir saatinde bunu unutmuş olacak mıyım?
...
sorularım çok, cevapları zamanın içinde gizli
iyi şeyler umalım ki olsun...

28 Şubat 2010 Pazar

incelikler...


hayata tat katan küçük şeylerdir aslında, inceliklerdir. düşününce herkesin yapabileceği şeylerdir bunlar ama asıl olan düşünmektir. bu incelikleri es geçtiğinizde hiç bir şey kaybetmemiş olursunuz, çünkü zaten lar elinizde birşey yoktur. Olmayan bir şeyi kaybedemezsiniz. Ama düşünürseniz hayata bir şey katmış olursunuz. Mutluluk eklemiş olursunuz. Özel bir an yakalamış, yaşatmış olursunuz. geçmişte neleri hatırladığınıza dikkat eder misiniz? Hatırladıklarımız hep hayatın rutinini bozan, bizi şaşırtan, üzen, sevindiren, heyecanlandıran olaylar değil mi? keşke hepimiz çeşitli incelikler düşünebilsek, karşımızdakini şaşırtsak, sevindirsek.

İncelikleri ile hayata pek çok güzellik katan özel bir arkadaşım var. Onu hep gülümsetecek günler olsun önünde. Oğluşlarıyla, yolda olan oğluşuyla, eşiyle güzel günleri olsun hep....

Doğum iznine ayrılmadan önce arkadaşlarım işyerinde bir kahvaltı hazırladılar bana. "Aman kuş sütü eksik olmasın" diye haber gönderdim, gülüştük. Güzel arkadaşım üşenmemiş kuş sütümü, daha doğrusu o zamanlar henüz annesinin karnındaki kızımın kuş sütünü hazırlamıştı :))

kızımla sosyalleşmeye çalışıyoruz. Bugün o arkadaşımı ziyarete gittik. yaptığımız ziyaretlerden sonra yumurtayla ödüllendirildiğimiz olmuştu. çok seviyorum bu tür gelenekleri ben. Güzel arkadaşım da yumurtaları hazırlamış ve üzerlerine de Ela'ya hoşgeldin mesajı yazmıştı. Ne hoş değil mi? Yumurtlar bizi zaten gülümsetecekti ama böyle olunca farklı oldu, hayatımıza güzellik katmış oldu. Dediğim gibi bunu herkes yapabilir, önemli olan ve özel olan bunu düşünmek....

İşte hayatımıza katabileceğimiz incelikler bu kadar yakın ve kolay. Ya da uzak ve zor mu acaba?

25 Şubat 2010 Perşembe

bu bir mucize mi?

bugüne inanamıyorum. hala şaşkınım. ne güzeldi bugün, ne güzeldi bugün kızım...


çok az ağladı. hiç gaz sancısı çekmedi. uzun bir uyku uyudu. sonrasında da kısa kestirmeler yaptı. evde ilginç bir sessizlik, durgunluk vardı. ne kızımın ağlama sesi, ne anne ve babaannenin Ela'nın acısını dindirmek için gösterdikleri canhıraş çabalar, koşturmacalar. çok garipti. gerçekten.

P.tesi bakıcısı başlayacak işe. eğer böyle devam ederse kızım -ki inşallah eder, aman nazar değmesin- herhalde karşılıklı oturup sohbet edeceğiz bütün gün :)
yine erken sevinmek istemiyorum, o yüzden temkinliyim. çok yorulduğumu düşünüp biraz dinlendirmek istedi herhalde güzel kızım beni. sağolsun, o hep var olsun...

gazlı kızım, nazlı kızım...

bitemedi gitti...
3 ayda bitecek diyorlar ama bence bizimki uzun sürecek. çünkü kızım 2,5 hafta sonra 3 aylık olacak. bitecek olsa şu sıralarda azalma trendine girmesi gerekirdi. öyle bir durum yok. dün öğleden sonra, gece yatana kadar yine coştuk. hava güzel diye babaanne ile heves ettik. güzelce üzerini giyindirip, arabasını alıp dışarı çıktık. güneş var ya, hoşuna gider zannettik. kızımın gazları geldiğinde nerede olduğu farketmiyor işte. keyfi kaçıveriyor. sonuçta 10 dakika dışarda durduktan sonra ağlayan Ela kucağımda, babaanne boş arabayı sürer şekilde hızlı hızlı eve döndük.
gaz için sunulan çözüm yolları çok çeşitli. ama bir tanesi bile bize kesin çözüm olmadı. denemediğimiz kaldı mı bilmiyorum...
- bağırsak hareketini artırıcı bebek jimnastiği: hergün mutlaka yapmaya çalışıyoruz. yapmadığım günle, yaptığım gün arasında çekilen gaz sancısı açısından bir fark var mı? bence yok...yine de keyifli olduğunda yapıyoruz, hoşuna gidiyor
- göbek çevresine ve ayak tabanlarına masaj: masajın da tekniği var tabi. göbek çevresine saat yönünde olacak.çeşitli yağlar öneriliyor. acı elma yağı, zeyinyağı... ne bileyim, ben iyice inancımı yitirdim herhalde. bizde işe yaramadı bu masaj olayı da...
- çeşitli ilaçlar: Nurse Harvey ve Lefax kullanıyoruz. 1-2 gün denemek için vermedim. açıkçası çok da farketmediğini düşünüyorum. ama kızım ikisinin de tadını seviyor. ağlarken verirsem biraz sakinleşiyor. ben de ilaçları düzenli kullanıyorum ama genelde ağlarken vermeye çalışıyorum ki gözle görünür de bir faydaları olsun.

gazın oluşmasını engelleyemiyoruz ama ağlarken sakinleştirme konusunda bence işe yarayanlar :

- sıcak, sıcak, sıcak : bendeki etkisi psikolojik de olabilir sıcağın ama kızımda sanırım işe yarıyor. bir ara ağlarken sıcak bez, termofor olayını bırakmıştım. bebeği değil, bizi rahatlatıyor diye. yani birşeyler yaptığımız için iyi hissediyoruz diye düşünüyordum. ama son 2 haftadır yine karnına, sırtına, ayaklarına sıcak bezler sarmaya başladık. emin değilim ama hemen olmasa da biraz rahatlattığını düşünüyorum.
bir de gece yatarken bacaklarının altına termofor koymaya başladım. o nasıl hissediyor bilemiyorum ama beni rahatlatıyor :)
- elbette araba gezintileri: kızım ilk başta ağlamaya devam etse de 5-10 dk sonra uyumaya başlıyor. arabada geçirdiğimiz sürede o da ben de dinleniyoruz. eve geldiğimizde bazen asansörde uyanıyor, eve ağlayarak giriyoruz. yani başladığımız yere dönüyoruz, biraz moral bozucu oluyor. ama bazen de yatağına yatırabiliyoruz. yatakta kalma süresi değişken. hemen uyandığı da olabiliyor. ama yine de denemeye değer bir yöntem.
- kucakta değişik tutuşlar: artık yaratıcılığımıza kalmış. birkaç tutuş kısa da olsa sakinleştiriyor. bizim favorimiz uçak tutuşu
- Nil Karaibrahimgil - Pırlanta: bu da bize özel, kızım seviyor. biz de seviyoruz. onun ağlama sesinden yüksek açmak gerekiyor. umarım komşular da seviyorlardır :)
- altını açmak: bir şekilde rahatlıyor kızım, biz de sıklıkla açıyoruz altını. ilk başta ağlamaya devam etse de emzikle falan avutuyoruz, sonra durumu farkedince rahatlıyor, hatta bazen gülmeye başlıyor
- emzirmek: en kesin çözüm, genelde 1 saatten sık olmamasına çalışıyorum ama bazen daha da erken emzirebiliyorum. sonuçta emdikçe gazı oluyor, gazı oldukça ağlıyor ve tekrar emmek istiyor. bu ne yaman çelişki değil mi? ama emzirmek şu sıralar biraz acı verse de çok güzel. hem de dinlendirici.

kızım bu 2 ayda ne değişik şeyler öğretmiş bize. hiç aklıma gelmezdi :)

artık duymaktan sıkıldıklarım...

hepimiz her konuda bilgiliyizdir ya, iş bebek ve anneliğe gelince bu potansiyelimiz millet olarak hayata geçiyor, coştukça coşuyoruz. evet elbette herkes bu sürecin ne kadar zor olduğunu biliyor ve yardımcı olmak istiyor, bunu biliyorum. bu yüzden de kimsenin kalbini kırmıyorum, her tavsiyeyi dinliyor, teşekkür ediyorum. ama ne yapayım yine de sıkıldım...

- çocuğun gazı mı var? aa bak anneden geçer, ayaklarını üşütme
- çocuğun gazı mı var? yediklerine dikkat ediyor musun? sütün gaz yapmasın?
- büyük bir ağlama krizinin ardından avunmak için memeye coşkuyla sarılan kızımı görüp -aslında emzireli henüz çok kısa bir zaman geçtiğini bilmeden-aaa ba acıkmış!!!!!!
- aaa kucağa mı alıştırdınız? öyle yapmayın ama çok zor olur sonra -sanki bu yolu onlarca susturma metodu içinden isteyerek seçmişiz gibi-
....

dediğim gibi kimselere kızmıyorum. herkes yardım etme istiyor, biliyorum...

21 Şubat 2010 Pazar

gaz, fitil ve kabus

kan, ter ve gözyaşının farklı bir versiyonuydu dün gece...
"dizlerimin bağı çözüldü"
"başımdan aşağı kaynar sular döküldü"
"buz kestim"
"elim, ayağım boşaldı"
...
türkçede anlamlarını bildiğimi zannettiğim deyimlermiş bunlar. Meğer yaşayınca anlayabilirmişsin gerçekten anlamlarını. hepsini tek tek yaşadım, artık biliyorum.

kızım çok ender olarak yaşadığımız uzun bir öğleden sonra uykusunun ardından neşeli sayılırdı. dedeler, anneanne ve babaanne tam kadro birlikteydik. her hareketi büyük bir coşku yaratıyordu bizde. derken keçiler geldi, kızımın keyfi kaçıverdi. ağlamalar, söylenmeler...durum daha kötüye gitmeden fitilini koyalım dedi Mehmet. daha önce de defalarca yapmış, onu rahatlatmıştık. geceyi güzel geçirmesini sağlamıştık. fakat fitili koymamla -yüzünde en ufak bir rahatsızlık belirtisi yoktu- kızım sanki nefes alamıyormuş gibi bir ses çıkarmaya başladı. küçük gözleriyle bana bakıyor ve resmen nefes alamıyordu. yazarken bile kötü oluyorum. her zaman sakin kalabilen ben bu sefer kendimi kaybettim. mehmet ters çevirdi, sırtına vurdu. evdekiler koştu, sanırım balkona çıkardılar. sonuçta düzeldi. aynı şey iki gün önce banyosundan sonra da olmuştu. o zaman sıcaktan diye düşünmüş fazla önemsememiştim. ama tekrar olunca işte o yukardaki deyimlerini hepsini yaşadım.
ne büyük korkuymuş meğer, ne korkunç bir hismiş...allah tekrarını kimselere yaşatmasın. kim bilir daha neler göreceğiz, elbe zor zamanlarımız da olacak. bunu biliyorum. ama bu iş çok zormuş, gerçekten dayanması çok zormuş

sonra acile gidildi. doktor gayet mantıklı şu açıklamayı yaptı "fitil koyarken bebeği bir şekilde alttan uyarmış oluyoruz ve vücut refleks olarak bir hareket yapıyor, örneğin yutkunuyor. tükürük bezleri henüz çalışmaya başladığı için yutkunurken aynı zamanda nefes de almaya çalışıyor. bu yüzden de nefes alamıyor. " normal bir hadiseymiş ama yaşadığımız bize yetti. bundan sonra fitil mitil yok. sıcak su torbaları, ütü ile ısıtılmış bezler ne güne duruyor?

güzel kızımı terk edin artık hain gazlar. bıktık, usandık artık...

18 Şubat 2010 Perşembe

çalışma provası ve kızımın gözleri


bu hafta kızımla ayrılık provası yapıyoruz. Ben bir eğitime katılıyorum, sanki çalışıyormuş gibi sabah evden çıkıyorum, öğlen gelip emziyorum ve sonra eğitime geri dönüyorum. 6yı geçerken de evde oluyorum. İlk 2 gün babaannemiz bizde kaldı, şimdi anneannemiz ve dedemiz geldi. Nöbeti onlar devraldı. babaannemiz, anneannemiz, dedelerimiz iyi ki varlar...
zor geçen günler, uzun süre evde kalışların ardından aslında bu eğitime güle oynaya giderim diye düşünmüştüm. evden çıkacağım ve arkadaşlarımla beraber olacağım için sevinçliydim. son geceye kadar da derdim yetecek kadar süt bırakabilmekti. dün, yani ilk sabah tuhaf bir düğüm oldu boğazımda. evden çıkarken de herşey yolundaydı, kızım keyifliydi. herhalde annesinin çıkıp gittiğini anlamamıştır bile ama yolda bir suçluluk duygusu aldı beni. kafamda sürekli "bu eğitim çok gerekli miydi?", "acaba gitmese miydim" soruları dönmeye başladı. işte o an aslında ilerde bunun dayanması ne zor bir şey olacağını ilk kez tam olarak hissettim. bunları etrafımdaki annelerle çok konuşuyorum bu nedenle nasıl bir his olduğunu tahmin ediyordum. dün ilk kez hissettim. arkamdan ağlarken evden çıkmak nasıl olacak?yapabilecek miyim? iç sıkışıklığı ile nasıl başedeceğim?
eğitim başladığında normal olarak konsantrasyon zorluğu çektim ama asıl olan kızımın gözleriydi. kızımın gözleri ara ara bir flaş gibi gözümün önüne geliyor ve gidiyordu. kızımın gözleri bana bakıyordu.özlemek herhalde buydu. doğduğundan beri 24 saati beraber geçirdiğimiz için kızımı özlemek nasıl bir şey bilmiyordum. bunu yaşamamıştım. kızımın gözlerini gördükçe bunu anladım. dün ilk kez kızımı özledim, özlemek ne zormuş anladım...

13 Şubat 2010 Cumartesi

gözyaşlarımızı bitti mi sandın?


sen o gün boyu katıla katıla ağlamalar bitti sanmıştın, değil mi? bir daha çaresiz kalıp arabayla dolaşmaya çıkmak zorunda kalmayacağız demiştin, değil mi? ya işte böyle güzel geçen 2-3 günün ardından ansızın geliverir -babaannemizin tabiriyle keçiler-. öğleden önce çokça uyutmaya çalıştım kızımı, uyuttum da defalarca. ama her biri ya 5dk sürdü, ya 10 dk. kucağımdan bırakmazsam belki 15 dk. bir çocuk büyük insan gibi nasıl uyanık durur gün boyunca? bu kadar çok gazın olursa sen de durursun aslında. uykulu gözler, üzüntülü bakışlar, ağlak ve çoğu zaman ağlayan bir yüz. işte benim kızımın geçtiğimiz cuması.

o üzüntülü, çare arayan, senden yardım bekleyen bakışları o kadar masum ki. bu iki ayda keşfettiğimiz tüm yolları deneye deneye geçirdik günü. ah benim güzel kızım, büyümek ne zormuş değil mi?

bugün doktora gittik 2 aylık kontrolümüz için. Doktorumuza göre herşey normal. katıla katıla ağlamalar, uykulardan uyanmalar. şu anda en zor zamanındaymışız. 2. ayda zirve yapıyor, sonra azalıyormuş. zamanın hızlı geçmesinden yana hep dertli olmuşumdur, böyle hissettiğimde hep üzülmüşümdür. ama şimdi -belki hayatımda ender olarak- bu 1 ayın biraz çabuk geçmesini istiyorum. hava kararmaya başladığında sevinir oldum artık. bir gün daha bitiyor diye. oysa havanın kararması normalde hep içimi sıkardı. elbette kızım bir daha hiç ikinci ayını yaşamayacak, bunu biliyorum. Tadını çıkarmak istiyorum. Çok ender olarak bizimle sanki konuştuğu, hafif hafif güldüğü, yüzüme usanmadan, uzun uzun baktığı zamanlar hariç bunu pek yapamıyorum.

herşey güzel olacak, evet zaman geçtikçe herşey daha güzel olacak...

10 Şubat 2010 Çarşamba

erken seviniyorum


iyi geçirdiğimiz, kızımın az ağladığı, gündüz uykusu uyuduğu, geceyi kesintisiz uzun uykularla ıları tamamladığı günler -sayıları çok olmasa da- bana hep zor günler artık bitmiş gibi hissettiriyor. "işte" diyorum "kızım büyüdü ya artık, atlattık." hep böyle olacak zannediyorum. düzen kurma konusunda hep istekli olan biri olarak bundan sonra nasıl bir düzen oturtsak diye düşünmeye başlıyorum hemen. sanıyorum ki o gece 21:30da uyudu ve gece boyunca tek beslemeyle saat 06:30a kadar uyudu ya ertesi gün de öyle olacak. ama olmuyor işte. dün gece mesela kızım gün boyunca çok fazla ağlamadan gece 22:00de uyumuştu. bugün de öyle olacak zannettim ama olmadı. kızım yine çok ağladı. çok gazımız vardı. fitil koymak zorunda kaldık. sonra kucağımda uyudu, uyandı sonunda kazasız belasız yatağına yatırabildim. bir de öyle bir stres yaşıyorum. kucağımda uyuyor sonra yatağına yatırdığım an uyanıyor. inşallah büyüyeceğiz, kendi kendimize uykuya da dalacağız. o günler gelecek mi çok merak ediyorum. o kadar uzak görünüyor ki herşey bana.

genelde kucakta uyuyoruz. dayısının kucağı da sevdiği kucaklardan biri.

9 Şubat 2010 Salı

kızımla ilk kez tüm gün başbaşaydık

başbaşaydık evet, ama sanırım tek vücuttuk da diyebilirim. güzel kızım tüm gün onu bir türlü terketmeyen gazlarıyla uğraştı. o kadar çok ağladı ki. bir türlü uyuyamadı. kaç kez uyuttuysam, 5 -10 dak içinde çığlıkla ya da ıkınmayla uyandı. ya emiyordu, ya ağlıyordu ya da kucağımda sakinleşmiş dolaşıyorduk evin içinde. mehmet'in gelişini iple çektim. tüm isteğim ela'yı kucağına verebilmek, biraz dinlenmekti. kızım babası geldikten sonra baya sakinleşti. birlikte yemek hazırlamamıza müsade etti. ama yememize izin vermedi. aslında o verirdi de yine gaz-ı muhteremler teşrif ettiler. zavallım gece arabayla dolaşmaya çıkmak zorunda kaldık. döndükten sonra da bir fitil verdik. sonrasında ancak uykuya dalabildi. bu sabah 6da uyandıktan sonra, emzirdim tekrar uyudu, saat 9a doğru uyandı. ben de o arada kahvaltı ve uyku arasından bir seçim yapıp kahvaltıyı seçtim. her an uyanabilir endişesiyle o kadar aceleyle yapıyorum ki herşeyi kendimi farkettiğimde sandalyenin ucuna ilişmiş hızla 2 dilim ekmeği bitirmeye çalışıyordum.

çok ağladığında evde sakinleştirmenin sadece 2 yolu oluyor. ya emzirmek ya da nil karaibrahimgil dinletmek. nil olayını çözemedik. ne kadar ağlıyor olursa olsun, pırlanta şarkısında bir anda susuyor, sakinleşiyor. kızım inşallah o kadar hiç ağlamasın ama mutlaka o sakinleşme anını kameraya kaydetmek istiyorum.
bugüne kadar hiç tüm gün yalnız kalmamıştım kızımla. öğleden sonra babaannemiz geliyordu. elbete çok önemli oluyor bu yardım. en azından birinin daha kucağında taşıması. o sırada senin yemek yiyebilmen, ya da tuvalete gidebilmen. dün alelacele tuvalete gitmeye çalışırken düşündüm de hayatımda hiç yaşamadığım telaşlar, sıkıntılar, tedirginlikler yaşamaya başladım. tüm bunlar şimdiye kadar yaşanmamış o mutluluğu yaşamak için. anne olmak sanırım en çok emek vermek demek...

5 Şubat 2010 Cuma

anneanne saltanatı

2 haftadır anneannedeyim. yarıyıl tatilini fırsat bildik, çok da iyi ettik. yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda tam saltanat yaşadık. nasıl geçti anlamadık-yani ben anlamadım, herhalde kızım da anlamamıştır-

annemlerde yaşadığım his, o evden kaç yıl önce çıkmış olursam olayım hiç değişmiyor. tam anlamıyla "evde olmak". ve o kadar güzel ki evde olmak. anneyle, babayla olmak. allah ayırmasın. umarım bir gün kızım da evine benim annemlere gittiğim gibi koşa koşa gelir...

17 Ocak 2010 Pazar

ben yazana kadar kızım büyüyor

herşey olur, herşey büyür
herşey geçer, hayat kalır

elbette öyle değil ama sanki yazmadığım herşey uçacak gibi bir telaşa kapılıyorum, şu ana kadar yaşadıklarımızı toplarlamak, sonra da güncel durumu yazmak istiyorum

hamilelik...

çok güzeldi
evet 14. haftaya kadar gün boyunca midem bulandı, halsizdim, 32. haftadan sonra acaip bir ağırlık geldi, hareketlerim, yürüyüşüm yavaşladı, reflü gündüzleri rahat ettirmedi, geceleri uyutmadı, 28. hafta gibi bir bebeğimiz büyümüyor mu telaşına kapıldık, detaylı ultrasonlara girildi, huzursuz günler, geceler oldu ama çok güzeldi... bundan sonra bir kez daha yaşayabilir miyim bu süreci bilmiyorum. Ama bir kez de olsa yaşadım ya mutluyum.

şu hamileliğin saltanatı denen 2.trimester tam fıstıktı. havalar güzel, rahatsızlığım yok, neşem çoktu. Sık sık bu şekilde birkaç yıl hamile kalabilirim diyordum :)

doktorumun söylediği "hamilelik bir hastalık değildir" cümlesi beni çok rahatlattı, sanki kafamdaki soruların cevabı bu cümledeydi. kendimi çok az sınırladım. seyahatlarımı çok sınırlamadım, uçağa da bindim, Ağustos sıcağında Akdenize tatile de gittim, doğumun olacağı güne kadar araba da kullandım. yazılacak pek çok şey daha vardır elbet ama şimdilik bu hatırlatma babında olsun...

doğum...

herkesin hikayesi özel,
9 ay boyunca içimde bir canlıyı büyütmek büyülü bir şeydi ve finali de bu işin büyüsüne yakışır olmalıydı. bebeğim çok büyük değildi, sağlık problemim yoktu. hamilelik boyunca yoğun olarak da son haftalarımda her gün 3km yürüyordum. doğumum normal olmalıydı. ben normal doğurmayacaksam kim doğuracaktı :) o kadar sık gerekli miydi hala emin değilim ama doktorum istiyorsa vardır bir hikmeti diyerek son haftalarda 2 günde bir nst'ye bağlanıyordum. doktorum güzel Ela'yı olabildiğince çok karnımda tutmak için uğraşıyordu. ben de ne kadar geç gelirse o kadar iyi olur diyordum. En son 08.Aralık'ta gittiğimde doktor eğer bebek hareketleri yavaşsa o gün doğumun olabileceğini söyledi. karar nst sonucuna göre verilecekti. annem izmit'teydi. Apar topar doğuma girmeyi, araya sıkıştırılmayı, annemin orada olmamasını hiç istemiyordum. Allahtan işler yolunda gitti, nst'de Ela hiç olmadığı kadar hareketliydi doğum o gün olmayacaktı. bekleyişimiz artık bitiyordu. Ela bebek geliyordu.

O akşam annemler geldi. Ben öğleden sonra eksiklerimi tamamladım. Kızım için kuaföre gittim, süslendim :) Ertesi sabah hastane odamıza yerleştik. yine nst...meğer sancılarım başlamış ama ilginç bir şekilde hissetmiyordum. sancı ritminin düzenlenmesi için saat 10:00'da suni sancı verilmeye başlandı. Hastane odası çok konforluydu. Ailem-güzel kardeşim dışında-yanımdaydı. gün çok güzel başlamıştı, inşallah öyle bitecekti. sancılar geliyordu ama ben çok az hissediyordum.bu şekilde saatler geçti. doktorum 2 saatte bir gelip açıklığı kontrol ediyordu. işte burada bir sorun vardı. açıklık 2 cmden ileri gitmiyordu. malesef olmuyordu. saat 18:00 gibi son kontrol yapıldı. olmamıştı. rahim açıklığı istenen seviyeye gelmemişti. doktor kordonla ilgili bir sorun var kesinlikle dedi. ya koluna ya bacağına dolandı. açınca göreceğiz dedi. işte o dakikadan sonra tüm hazırlıklar sezeryana dönüverdi. bu durum benim için biraz moral bozucu oldu. o dakika herşey kontrolümden çıktı. etrafımda bir dolu insan, kan alanlar, kağıt imzalatanlar, ojelerimi silenler :)...beni ameliyata hazırladılar. ben heyecanlanınca, gerilince hiç konuşmam. yine öyle oldum sanıyordum ama baya konuşmuşum. iş çıkışı sağolsunlar pek çok arkadaşım hastaneye gelmişti. mükücüm yine kamerasıyla işbaşındaydı ve kamera kayıtları pek de suskun olmadığımı gösteriyor.

ameliyathane...
hayatında ilk kez hastaneye yatmış biri olarak ameliyathaneye de ilk girişimdi doğal olarak. soğuktu. beni uğurlayanlar geride kalmıştı, ameliyathanede mavi giymiş pek çok insanın koşturmacası, bende bir tuhaf yalnızlık hali. doktorum cemile hanım'ı görünce biraz rahatladım. "hey ben buradayım" demek istedim. ortamı kontrol edemiyordum ama kendimi kontrol etmem sorun olmadı :) anestezi uzm. gerginliğimi anlayıp benimle konuşmaya çalıştı, bonemi düzeltti. gariptir onun bu hareketi beni biraz daha rahatlattı. Ameliyat sonrası o doktoru bulup bu hareketin bendeki etkisini anlatmak istedim ama hala yapmış değilim. ve sonra mehmet geldi...işte o gelince yalnızlığım uçup gitti. yanımdaydı, elleri yüzümde, artık bana ve bebeğimize birşey olamazdı... sonra bir de zehra vardı tabi. ne güzel resimler çekti.
ve sonra karnıma bir şeyler sürmeye başladılar bir an endişelendim. bunu hissettiğime göre yoksa epidural işe yaramamış mıydı? hemen uyardım doktorumu, meğerse dokunduklarını hissedecekmişim ama sıcak mı soğuk mu anlamayacakmışım ve de dolayısıyla acıyı.sonrası çok hızlıydı. 5 dk geçmeden "işte kuzu burada" dedi doktorum. bizim bızdığın yaygarası çınladı ameliyathanede. herşey yolundaydı. çok çok güzeldi. ela artık bizimleydi...