Bugün 9. gün, iyiden iyiye bıraktık.
3. geceden korktuğumu yazmışım son yazıda; korktuğum gibi olmadı. Hatta ben sabah 07.00de kalktım. Ela'nın uyuduğunu görünceçok sevindim. "Hiç uyanmadı, değil mi anne?" deyince, annemin gece 3ten beri kuzunun başında olduğunu öğrendim. Aslında uyanmamış ama mızı mızıl yapıp uyanmaya yeltenmiş, hafif pış pışlarla tekrar uykuya dalmış. Böyle böyle sabahı etmiş.
4.5.6. geceler birbirine benzer, hafif uyanmalı, ama çok krizli değildi. Uyandığında güzel kuzu meme arıyor. 2 yıllık, koskoca bir alışkanlık. Nasıl aramasın? Ama ilginç olan ilk günlerdeki gibi emmeye yeltenmiyor. Eliyle arıyor, buluyor, onları hissederek dalmaya çalışıyor. Ama malesef dalması her seferinde kolay olmuyor.
Örnğin 7. gecemiz zor oldu. Saat 5'te uyandı. Yanına yattım, memelere yakın olsa da huzur bulamadı kuzu. Mızmızlanmalar, hafif ağlamalar, mır mır mır konuşmalar, olmadı. Uyandı. Daha doğrusu biz konuşarak uyanmasını sağladık. Uykudan başını kaldırınca neşesi hemen yerine geldi. Bıdır bıdır konuşmaya başladı. Ela'nın gündüzü ve gecesi o kadar farklı ki. Durumunu tabi anlıyoruz ama bu kadar mı fark olur? Gerçi düşününce kuzumuzun öyle sakın, uysalbir çocuk olduğunu söyleyemeyiz. Dolayısıyla gece bu kimliğinin farklı bir yönünü görüyor olabiliriz. Amaan kuzunun canı sıkkın işte :) Oydu, buydu düşünmeye gerek yok. Zaman herşeyin ilacı değil bence, ama bu konuda bize yardımı dokunuyor. Zamanın geçmesi bize iyi geliyor. Umutluyum...
7 Şubat 2012 Salı
30 Ocak 2012 Pazartesi
meme bırakma günlüğü-1
ilk önce yaklaşan ayrılık zamanı biraz hüzün yaratmıştı. karar vermek zor görünüyordu. Burada anlatmıştım. Sonra aylar geçti, sular duruldu. Karar kendi kendine oluştu. Karar vermek rahatlatıcıydı.
İlk an: memeyi aldı, 1 haftadır konuştuğumuz şeyi hatırladı. "Annecim, sütün tadı iyi mi?" dedim, ağzını buruşturdu "anne, süt ajı" dedi. Yüzünde üzüntüden çok yeni bir oyuna dahil olmanın merakı vardı. sonra konuşmalar, gülüşmeler. Ve hemen bardakta sunulan 1 bardak süt. Günün geri kalanı çok sıkıntılı değildi. Annemin de destek kuvvet olarak gelmesiyle iyi vakit geçirdik. memenin eksikliğini hissetmedik
ilk gece: kolay değildi. bir kere memeyle uyumayı alışkanlık edinmiş kuzunun uykusu bir türlü gelemedi. yani o öyle zannetti. her teşebbüsümüz "uykum yoook" nidasıyla püskürtüldü. babamız sonunda anneanneyle beraber eloş'u arabaya bindirdi, 2 dakika sonra uyutarak getirdi
saat 4te uyandı Ela. 10 dk kadar ağlamasına hiç birimiz çare olamadık. sonrasında bir Atakan hikayesi imdadımıza yetişti. ne anlattım hatırlamıyorum ama sakinleşti fakat uyuyamadı. Gece 4 ve 6 arası anneanneyle vakit geçirdiler. anneciğim, herhalde gelmese şu an çoktan dağılmış olurdum. saat 6da benim yanıma yatıp, uyuyabildi.
2.gün: sıkıntılı değildi. memelerle yakın olma ihtiyacı vardı ama sıkıntı çıkarmadı. Onları sevdi, öptü, kokladı gün boyunca. Ara sıra "emiyim" dedi ama sonra vazgeçti.
ve çok seyrek de olsa memeleri severken, "pis meme" "git" diyerek kızdı onlara. Çok zor gerçekten. henüz 2 yaşında ama iç çatışmalar yaşıyor kuzucuk.
2.gece: daha zordu. bu sefer 2.30da uyandı ve sanki daha çok ağladı. Resmen bir kriz gibiydi. Bir ara gerçekten çok çaresiz hissettim kendimi. Sürekli kucağımda durdu. Ne diller döktüm, neler teklif ettim, kar etmedi. ah güzel kızım, memeler olmayınca sakinleşemedi. sonra bir şekilde dayanamayıp kucağımda bir tilki uykusuna yattı. uzunca bir süre kucağımda uyudu ve sonra sabaha dek anneannesinin refakatinde uyudu. 2. gece kesinlikle 1.den zordu
Bugün zaten işteydim. Geldiğimde de üzerime ve memelere atlama durumu olmadı. Tabi ki konuştuk. Memelerin acı olduğundan, çocuklar büyüyünce annelerin sütünün acıdığından. Sonra da tanıdığımız tüm emmeyen çocukların adlarını sayıyoruz. Hepsinin annesinin sütü acı oldu diye. Yalnız hissetmesin kendini kuzucuk
Şimdi 3. gecemize başlayacağım. Ne yalan söyleyeyim, korkuyorum. İnşallah dünden daha iyi olur.uykuya dalışı yine kndiliğinden olamadı. Dışarı çıkarıldı. Arabada uyuttu babası. Bu durum beni hayli tedirgin ediyor ama bu bir geçiş dönemi diyorum. Şu meme defterini kapatalım. Uykumuzu da hallederiz.
Hayırlısı bakalım...
İlk an: memeyi aldı, 1 haftadır konuştuğumuz şeyi hatırladı. "Annecim, sütün tadı iyi mi?" dedim, ağzını buruşturdu "anne, süt ajı" dedi. Yüzünde üzüntüden çok yeni bir oyuna dahil olmanın merakı vardı. sonra konuşmalar, gülüşmeler. Ve hemen bardakta sunulan 1 bardak süt. Günün geri kalanı çok sıkıntılı değildi. Annemin de destek kuvvet olarak gelmesiyle iyi vakit geçirdik. memenin eksikliğini hissetmedik
ilk gece: kolay değildi. bir kere memeyle uyumayı alışkanlık edinmiş kuzunun uykusu bir türlü gelemedi. yani o öyle zannetti. her teşebbüsümüz "uykum yoook" nidasıyla püskürtüldü. babamız sonunda anneanneyle beraber eloş'u arabaya bindirdi, 2 dakika sonra uyutarak getirdi
saat 4te uyandı Ela. 10 dk kadar ağlamasına hiç birimiz çare olamadık. sonrasında bir Atakan hikayesi imdadımıza yetişti. ne anlattım hatırlamıyorum ama sakinleşti fakat uyuyamadı. Gece 4 ve 6 arası anneanneyle vakit geçirdiler. anneciğim, herhalde gelmese şu an çoktan dağılmış olurdum. saat 6da benim yanıma yatıp, uyuyabildi.
2.gün: sıkıntılı değildi. memelerle yakın olma ihtiyacı vardı ama sıkıntı çıkarmadı. Onları sevdi, öptü, kokladı gün boyunca. Ara sıra "emiyim" dedi ama sonra vazgeçti.
ve çok seyrek de olsa memeleri severken, "pis meme" "git" diyerek kızdı onlara. Çok zor gerçekten. henüz 2 yaşında ama iç çatışmalar yaşıyor kuzucuk.
2.gece: daha zordu. bu sefer 2.30da uyandı ve sanki daha çok ağladı. Resmen bir kriz gibiydi. Bir ara gerçekten çok çaresiz hissettim kendimi. Sürekli kucağımda durdu. Ne diller döktüm, neler teklif ettim, kar etmedi. ah güzel kızım, memeler olmayınca sakinleşemedi. sonra bir şekilde dayanamayıp kucağımda bir tilki uykusuna yattı. uzunca bir süre kucağımda uyudu ve sonra sabaha dek anneannesinin refakatinde uyudu. 2. gece kesinlikle 1.den zordu
Bugün zaten işteydim. Geldiğimde de üzerime ve memelere atlama durumu olmadı. Tabi ki konuştuk. Memelerin acı olduğundan, çocuklar büyüyünce annelerin sütünün acıdığından. Sonra da tanıdığımız tüm emmeyen çocukların adlarını sayıyoruz. Hepsinin annesinin sütü acı oldu diye. Yalnız hissetmesin kendini kuzucuk
Şimdi 3. gecemize başlayacağım. Ne yalan söyleyeyim, korkuyorum. İnşallah dünden daha iyi olur.uykuya dalışı yine kndiliğinden olamadı. Dışarı çıkarıldı. Arabada uyuttu babası. Bu durum beni hayli tedirgin ediyor ama bu bir geçiş dönemi diyorum. Şu meme defterini kapatalım. Uykumuzu da hallederiz.
Hayırlısı bakalım...
karar
2 yaş gözümde milattı. 2 yaşına kadar gönül rahatlığıyla emzirecek sonra da güzel güzel, konuşa konuşa bırakacaktık. Burada bahsettiğim gibi 2 yaşını doldurduktan sonra gönülsüz de olsa bırakacağımız belliydi. Gönülsüzlük durumu 2 yaşını doldurduktan sonra 1 ay daha devam etmemizi sağladı. Bu arada da bende tuhaf bir his oluştu. Sanki gizli bir şey yapıyor, bir suç işliyormuşuz gibi. "Aaa, hala emziriyor musun?" lar, "Hadi canım, sadece geceleri di mi"'ler, "n'aptın, artık bırakmanız lazım"lar etraftan sıkça kulağıma ilişince kendimin farkına varmasan sanki gizleyecektim Eloş'un emdiğini. Bu yaklaşımlara 2 yaşına doğru da rastlamıştım. O zaman kafamda "2 yaşına kadar emecek, sonra bırakacağız" gibi bir plan olduğundan fazla ciddiye almıyordum ama bu son 1 ayda - Eloş 2 yaşını da doldurmuş olunca- bu sosyal baskı beni hayli rahatsız etti.
Bu kararı kendim vermeliydim, bunu çok net biliyordum. çünkü emzirmeyi seviyorum, ne yapayım. Sonunda, son 1 ayda Ela'nın ve haliyle benim, hayli bölük pörçük gece uykularının da süreci hızlandırmasıyla karar verdim. Artık bırakacağız. Yöntem olarak prensipte çok desteklemediğim bir yöntem seçtim. Şu tırnak yememek için kullanılan tırnak cilaları var ya, onlardan süreceğim. 1 haftadır Ela'yla her fırsatta annesinin sütünün yakında acı olacağı ve Ela'nın bardakta süt içeceğini konuşuyoruz. Bunu gayet net kavradı gibi hissediyorum.
Artık bırakıyoruz,
vicdanım rahat
yeni hayatımız için sabırsızlanıyorum...
Bu kararı kendim vermeliydim, bunu çok net biliyordum. çünkü emzirmeyi seviyorum, ne yapayım. Sonunda, son 1 ayda Ela'nın ve haliyle benim, hayli bölük pörçük gece uykularının da süreci hızlandırmasıyla karar verdim. Artık bırakacağız. Yöntem olarak prensipte çok desteklemediğim bir yöntem seçtim. Şu tırnak yememek için kullanılan tırnak cilaları var ya, onlardan süreceğim. 1 haftadır Ela'yla her fırsatta annesinin sütünün yakında acı olacağı ve Ela'nın bardakta süt içeceğini konuşuyoruz. Bunu gayet net kavradı gibi hissediyorum.
Artık bırakıyoruz,
vicdanım rahat
yeni hayatımız için sabırsızlanıyorum...
1 Ocak 2012 Pazar
hem büyük değil, hem küçük
Herhalde bir ayı geçmiştir, bir arkadaşımla karşılaştım. Çocukların arası çok az. Konu elbette dakikasında çocuklara geldi. Konuşma gayet iyi niyetli gelişiyor. Ama bu “seninkini nasıl, şunu yapıyor mu? Bunu yapıyor mu? Soruları içimi sıkıyor. Bu tanıdık iç sıkışıklığını yuvarlak cevaplarla geçiştirip, vedalaşıyorum.
Bu sohbetin aklımda yer etmesinin, sonrasından da bu postun girişi olmasının sebebi ise arkadaşımla vedalaştıktan sonraki düşüncelerim. Bir taraftan kendi kendime bu tür sohbetlerden ne kadar sıkıldığımı düşündüm, sonuçta her çocuğun gelişimi kendine özeldi, bu işlerin bir kuralı yoktu falan falan; ama işin ilginç yanı bunları bilmeme rağmen bir taraftan da “bizimki neden hala tam konuşamıyor, baksana onlarınki baya cümle kuruyormuş” dedim. Bu annelik tecrübemde sıklıkla yaşadığım bir durum. Yani bilmek ama bunun bir faydasının olmaması. Duyguların aklı sıklıkla esir alması durumu.
İşte bu karşılaşmanın ardından herhalde 2 ay geçti. Bu 2 ayda her şey değişiverdi. Artık 1 aydır neredeyse sohbet edebildiğimiz bir Ela var evde. O gün söyleyebildiği en uzun cümle“men düştüm” “men yedim” “menim annem” den ibaretken, şimdi dilinin döndüğü her yeni kelimeyle, nerden duyup aklına yazdığını anlamadığımız her ifadesiyle müthiş eğlenceli bir dönem geçiriyoruz.
Bir sabah çoraplarını giydireceğim, elindeki çorabın tekinin olmadığını fark etti
- Munun teki yok anne
teki demeyi nerden öğrendin Allah aşkına?
- Öyle mi, nerde annecim teki?
- Men u’ğuttum heyalde
unuttum mu, herhalde mi?...
Bir alışveriş merkezinin çocuklara özel tuvaletini görünce heyecanlanıyor.
- anne, bak, hem büyük değil, hem küçük
ben bu cümlenin şaşkınlığını atamamışken ikinci cümle geliyor
- tam bana göye
Bir de düşünmesi var, Nerden öğrendi, nasıl oldu anlayamadım, bir sorunun cevabını baya büyük insan gibi düşüyor “ııııı, şey” diyor ve konuşmaya başlıyor. “şey” demeyi nasıl öğrendi, gerçekten anlayamıyorum.
yazarken farkettim ki bir sürü beni gülümseten anı unutmuşum bile. Onun hızına benim yazma hızım yetişmiyor. Hızlanmalıyım...
Bu sohbetin aklımda yer etmesinin, sonrasından da bu postun girişi olmasının sebebi ise arkadaşımla vedalaştıktan sonraki düşüncelerim. Bir taraftan kendi kendime bu tür sohbetlerden ne kadar sıkıldığımı düşündüm, sonuçta her çocuğun gelişimi kendine özeldi, bu işlerin bir kuralı yoktu falan falan; ama işin ilginç yanı bunları bilmeme rağmen bir taraftan da “bizimki neden hala tam konuşamıyor, baksana onlarınki baya cümle kuruyormuş” dedim. Bu annelik tecrübemde sıklıkla yaşadığım bir durum. Yani bilmek ama bunun bir faydasının olmaması. Duyguların aklı sıklıkla esir alması durumu.
İşte bu karşılaşmanın ardından herhalde 2 ay geçti. Bu 2 ayda her şey değişiverdi. Artık 1 aydır neredeyse sohbet edebildiğimiz bir Ela var evde. O gün söyleyebildiği en uzun cümle“men düştüm” “men yedim” “menim annem” den ibaretken, şimdi dilinin döndüğü her yeni kelimeyle, nerden duyup aklına yazdığını anlamadığımız her ifadesiyle müthiş eğlenceli bir dönem geçiriyoruz.
Bir sabah çoraplarını giydireceğim, elindeki çorabın tekinin olmadığını fark etti
- Munun teki yok anne
teki demeyi nerden öğrendin Allah aşkına?
- Öyle mi, nerde annecim teki?
- Men u’ğuttum heyalde
unuttum mu, herhalde mi?...
Bir alışveriş merkezinin çocuklara özel tuvaletini görünce heyecanlanıyor.
- anne, bak, hem büyük değil, hem küçük
ben bu cümlenin şaşkınlığını atamamışken ikinci cümle geliyor
- tam bana göye
Bir de düşünmesi var, Nerden öğrendi, nasıl oldu anlayamadım, bir sorunun cevabını baya büyük insan gibi düşüyor “ııııı, şey” diyor ve konuşmaya başlıyor. “şey” demeyi nasıl öğrendi, gerçekten anlayamıyorum.
yazarken farkettim ki bir sürü beni gülümseten anı unutmuşum bile. Onun hızına benim yazma hızım yetişmiyor. Hızlanmalıyım...
20 Aralık 2011 Salı
şunu da yazayım, bunu da yazayım derken zaman geçiyor, en uygun zamanı bekliyorum ve yine hiç bir şey zamanında olamadı, olamıyor. Bu bende baya belirgin bir davranış kalıbı aslında. üstünde biraz daha düşünmem lazım. neyi bekliyorum, beklerken farkediyor muyum, bana, yapmak istediklerime ne katkısı var, benden, yapmak istediklerimden ne götürüyor?
beklemek bizim yaşamımız
vapur beklemek, gün beklemek, insan beklemek,
çiçeklerin açmasını, gecenin geçmesini beklemek...
zamanında yazmadığımda mesela, ilk olarak "şimdi" ve "burada"dan uzaklaşmış oluyorum aslında. tabi böyle olunca duygu kaçıyor. insanın hislerini hatırlamaya çalışması başka, o hislerle yazması başka. biri kendimi anlatmak, içimi aktarmak; diğeri ise daha çok not düşmek gibi
aslında niyetim Eloş'un konuşma macerasına bir giriş yapmaktı, konu başka yere gitti, varsın öyle olsun...
beklemek bizim yaşamımız
vapur beklemek, gün beklemek, insan beklemek,
çiçeklerin açmasını, gecenin geçmesini beklemek...
zamanında yazmadığımda mesela, ilk olarak "şimdi" ve "burada"dan uzaklaşmış oluyorum aslında. tabi böyle olunca duygu kaçıyor. insanın hislerini hatırlamaya çalışması başka, o hislerle yazması başka. biri kendimi anlatmak, içimi aktarmak; diğeri ise daha çok not düşmek gibi
aslında niyetim Eloş'un konuşma macerasına bir giriş yapmaktı, konu başka yere gitti, varsın öyle olsun...
2 Aralık 2011 Cuma
evde deniz keyfi..
herhalde 2 hafta falan oldu, yine babamızın gelemediği, bizim Eloş'la beraber hasret giderdiğimiz akşamlardan biri.
Eloş parkenin üstüne yatıp kendini öylesine kaydırmaya başladı. Ben de "hadi Ela, nasıl yüzüyorduk denizde, gel öyle yapalım" dedim. Ela müthiş bir iştahla olayı kavradı ve hayali kulaçlar atmaya başladı yerde. Tabi tek başına yüzmek sıkıcı olunca annesi de katıldı ona. Denizde kimlerle karşılaşmadık ki? Anneanne, babaanne, dedeler, tüm aile oradaydı. birbirimize su attık, eğlendik. Sonra yorulduk, kumsala (yani halıya) çıktık, banyodan havlular getirdik, kurulandık, havlularımızı yere serip güneşlendik - 30sn. falan :) - birbirimize kremler sürdük ve hooop halıdan tekrar parkeye yani pardon denize atladık. Sonra Eloş denizden çıktı, beni de çıkardı. Elinde bir şey getirdi. Meğer kollukmuş, birini güya şişirdik, koluna taktık, gitti öbürünü getirdi, hem de ilkini getirdiği yerden. Elinde sanki gerçekten kolluk varmış gibi bir yürüyüşü vardı ki. İkisini de taktık, tekrar tekrar denize atladık, güneşlendik. Bu fasıl baya bir süre devam etti, ta ki Eloş'un üzerindekileri çıkartıp, olayı daha gerçekçi bir hale getirmek isteyişine kadar.
Bu oyun beni sonrasında baya heyecanlandırdı. Açıkçası ben farkedememiştim. Yani Ela'yla böyle belli bir çerçevenin içinde kalarak bir oyun formatı oluşturabileceğimizi, Ela'nın buna rahatlıkla adapte olabileceğini; gerçekten farketmemiştim. Şimdi düşünüyorum tabi, Eloş'un acaba rahatlıkla yapabildiği ve benim farkında olmadığım, olmadığım için de teşvik edemediğim daha neler var?
Eloş parkenin üstüne yatıp kendini öylesine kaydırmaya başladı. Ben de "hadi Ela, nasıl yüzüyorduk denizde, gel öyle yapalım" dedim. Ela müthiş bir iştahla olayı kavradı ve hayali kulaçlar atmaya başladı yerde. Tabi tek başına yüzmek sıkıcı olunca annesi de katıldı ona. Denizde kimlerle karşılaşmadık ki? Anneanne, babaanne, dedeler, tüm aile oradaydı. birbirimize su attık, eğlendik. Sonra yorulduk, kumsala (yani halıya) çıktık, banyodan havlular getirdik, kurulandık, havlularımızı yere serip güneşlendik - 30sn. falan :) - birbirimize kremler sürdük ve hooop halıdan tekrar parkeye yani pardon denize atladık. Sonra Eloş denizden çıktı, beni de çıkardı. Elinde bir şey getirdi. Meğer kollukmuş, birini güya şişirdik, koluna taktık, gitti öbürünü getirdi, hem de ilkini getirdiği yerden. Elinde sanki gerçekten kolluk varmış gibi bir yürüyüşü vardı ki. İkisini de taktık, tekrar tekrar denize atladık, güneşlendik. Bu fasıl baya bir süre devam etti, ta ki Eloş'un üzerindekileri çıkartıp, olayı daha gerçekçi bir hale getirmek isteyişine kadar.
Bu oyun beni sonrasında baya heyecanlandırdı. Açıkçası ben farkedememiştim. Yani Ela'yla böyle belli bir çerçevenin içinde kalarak bir oyun formatı oluşturabileceğimizi, Ela'nın buna rahatlıkla adapte olabileceğini; gerçekten farketmemiştim. Şimdi düşünüyorum tabi, Eloş'un acaba rahatlıkla yapabildiği ve benim farkında olmadığım, olmadığım için de teşvik edemediğim daha neler var?
22 Kasım 2011 Salı
veda zamanı yaklaşıyor...

Elacım, sen çok seviyorsun ya memeyi, al benden de o kadar, valla ben de çok seviyorum emzirmeyi. Nasıl olacak sence bu iş? Nereye kadar gideceğiz böyle? 2 yaş bir sınır gibiydi kafamda. Bak 1 ay bile kalmadı 2 yaşımıza. Ah bu zaman, yine çok hızlı akıyor, yakalayamıyorum. Ama sen hani kucağıma oturuyorsun, o güzel başını göğsüme yaslayıp emmeye başlıyorsun ya, işte o zaman duruyor zaman. Saçlarını okşuyorum; yumuşacıklar, sırtını okşuyorum, elele tutuşuyoruz, parmaklarına bakıyorum uzun uzun. bazen konuşuyoruz, değil mi? Ben sana evet ya da hayır diyebileceğin sorular soruyorum "bugün parka gittiniz mi?" ya da "hadi başka odaya gidelim mi?" gibi sen de "ıııh" ya da "hıhı" diyorsun. Dişçiye gidince de öyle olur ya, konuşamazsın, gerçi sen daha hiç gitmedin, bilmezsin :) bazen gülüşüyoruz. komik birşeyler söylüyorum bazen sana, memeden ayırmadan ağzını gülüyorsun.
Hala memede uyuyorsun. Asla yapmayacaktım güya. Gülüyorum şimdi. Bunu hafiften kullanmaya başladın. Emmek istediğinde "anne, uykum geldi" diyorsun alakasız bir saatte. öyle güzel bir yüz ifaden oluyor ki. Şaka yapıyorsun işte. Gidiyoruz odana. Sırf bu iş için bir yer yatağımız var artık - gece emmelerine özel- Eğlene eğlene hasret gideriyoruz.
Gerçi bazen çok sıkılıyorum Eloş, mesela bir yere gitmemiz gerekiyorsa, sen emmeyi bir türlü bırakmıyorsan. Ya da bazen sabaha karşı uyandığında dalamıyorsun tekrar uykuya, hep memede kalmk istiyorsun. O zamanlarda sıkılıyorum, içim sıkılıyor, belim ağrıyor. Bıraksak baya rahatlayacağız diyorum.
Meme bırakmak için çeşitli metotlar var, bak sana da anlatayım, belki işine yarar:
1-Çocuk ve anneyi bir kaç gün ayırıyorlar. Çocuk bu arada memeyi unutur diyorlar. Bizim seninle bir kaç gün ayrıldığımız çok oldu. Döndüğümde hep beni ve memeleri bekliyor oluyordun. Memeleri o kadar iştahla beklerken, senin o kadar özlediğini bilirken vermemeyi becerebilir miyim? Iıh, yapamam ciciko
2-Meme başına sütün tadını bozacak şeyler sürülüyor. Aloe Vera ya da Vicks olabilirmiş. Bir kere Vicks'i denedik. Biraz emdin, başını kaldırdın "anne, ajı" dedin ve sonra "yıka" dedin. Ben de yıkadım :)
3-Bir de bir öncekine benzer, yine tiksindirme maksatlı bir yöntem de salça, ruj gibi birşeyler sürerek görüntüyü çirkinleştirmek. Bence bu numara da tutmaz bizde ama ben zaten senin memeden tiksinmeni istemiyorum. O kadar sevdiğin, kendini en sıkıntılı zamanlarında tereddütsüzce teslim ettiğin memeleri -hatırlar mısın bilmiyorum ama- güzel hatırla istiyorum. Aniden, kötü bir sürpriz olsun hiç istemiyorum.
Ne istiyorum biliyor musun? Onlarla bir veda konuşması yapacak değiliz belki (aslında içimden geçiyor ne yalan söyleyeyim) ama yine de birlikte karar verelim, memelere öyle veda edelim istiyorum. Benim için de zor gerçekten. Ben de o güzel anlarımızı çok özleyeceğim. Böyle bir vedalaşma muhtemelen olamayacak ama gönlümden geçen bu, bil e mi? Şimdi acele etmeden, yavaş yavaş ben hazır olmayı bekleyeceğim, kendimi hazırlayacağım, sonra işin içine sen de gireceksin. tamam mı güzel kuzu? Birlikte veda edeceğiz bu güzel döneme, daha güzellerini yürekten dileyerek...
.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)