23 Şubat 2011 Çarşamba

ağır ve sessiz

hayat ağırlaşıyor bazen
herşey sanki daha keskin, daha fazla geliyor bana, yoksa daha mı az?
kafamın içinde binbir aceleyle dolaşan tilkiler beni yavaşlatıyor. hiç gitmez mi bu tilkiler?
hayat ağırlaşınca işte bazen, ben sessizleşiyorum
içimdeki benler sürekli birbirleriyle konuşup durduğundan yoruluyorum herhalde, hiç konuşmak gelmiyor içimden
işin garibi sessizleştiğimi anlamam da zaman alıyor
sakince oturup denizi seyretmek var içimde, mavilikte kaybolmak
ve de bir süre yok olmak


7 Şubat 2011 Pazartesi

ann-nne

biraz daha anlatmak var içimde bu "anne" meselesini. nedir bu kadar heyecanlandıran beni? aslında bir aydır flan anne diyor bilinçli olarak ama neden şimdi heyecanlanıyorum?sanırım anneyi söyleyiş biçimi farklılaştı. içi iyice doldu. her seferinde hissediyorum onu. sadece iki hece değil çünkü söylediği. öyle çok şey var ki içinde...gözlerinde, sesinin cıvıltısında o kadar değişik şeyler duyuyorum ki. "anne" dediğinde, o ağzından çıkan her hecenin hakkını gözleriyle, bakışlarıyla da verdiğinde bir hoş oluyorum. Elbette nihayetinde o "anne"yi gözlerimin içine bakarak, bana söylediğinde, seslendiğinde engin bir mutluluk duyuyorum içimde. itiraf etmeliyim: gururla karışık bir mutluluk. gururlanıyorum ve ona bir çeşit minnet duyuyorum. beni o "anne"nin içindeki herşeye layık gördüğü için...
ah güzel kuzu...bu günlerde heyecanlandırıyorsun beni...

iyi ki doğmuş Eloş...


14 aylık oldu neredeyse Eloş, annesi iki aydır bir doğumgünü yazısı yazamadı gitti. ama yazmalı. "şimdi" ve "burada" gerçekten ne kadar önemli. 2 ay önce bir yaşın heyecanını taşırken bugünlerde heyecanlarım bambaşka. bugünlerde en çok kızının ona "anne" demesiyle gurur duyan bir anneyim. bu kadar heyecanlanmama da şaşırmıyor değilim hani. ama elimde değil. alt tarafı "anne" diyor değil mi? değil işte! alt tarafı, üst tarafı yok basbaya "anne" diyor kızım. hem de bilerek, anlayarak ve gözümün içine bakarak. "anne" diyor, bana diyor...

"şimdi" ve burada" demiştim değil mi? ne yaparsam yapayım kızımın ilk yaşını resmi olarak kutladığımız o güne dönmem, oradaki hislerimi yaşamam mümkün değil. iyi ki fotoğraflar var. kızım ilk yaşına sevdikleriyle birlikte girdi. hep birlikte olabilmek, nice güzel günleri birlikte yaşayabilmek ümidiyle. iyi ki varsın güzel kızım..






16 Ocak 2011 Pazar

artık değişsin

iyi şeyler hakediyorsun. ama yolu çok uzatıyorsun. hep bir şeyler peşindesin. hedefler bitmiyor. hep daha iyisi için tüm çabaların. şu hayatta kendine uyan bir yer arıyorsun. sana uyan bir yaşayış biçimi. ne arıyorsun? yorulmadın mı? hayat sana zor, biliyorum. koşulların ağır. bunları yaşayacağını bilsen belki geçmişteki tercihlerin farklılaşırdı. hata diyorsun belki şimdi o kararlara. üzülüyorsun ama belli etmiyorsun. belki de kızgınsın bilmiyorum. kendine mi, bize mi, bana mı? bu kızgınlık mı yönlendiriyor yaşantını?

bulunduğumuz yerleri, yaşantıları kabul etmek, yaşayıp gidivermek neden bu kadar zor bize? artık hayatın içine gir, yerleş istiyorum. yalnız olma istiyorum.
hayat sen de biraz el ver, olmaz mı?

6 Ocak 2011 Perşembe

bu dünyada iyi olmak

dünya üstünde çeşit çeşit insan var. kimileri özel. benzerleri az. onların herşeyin en güzeline layık olduklarını düşünürüm. bu dünya onları hiç üzmesin, içleri hiç sıkışmasın, hiç kötü şeyler hissetmesinler isterim. ama olmaz...
yine olmamış. dünya iyisi bir insanı üzmüş bu dünya. kıymetini bilememiş. hiç belli etmemiş ama kimbilir neler yaşamış, yaşıyor. neden böyle oluyor? şans bu güzel insanların neden uzağında kalıyor? hiç de haketmedikleri o iç sıkışmaları neden onları buluyor?
kızıyorum, içim eziliyor. "böylesi O'nun için daha iyi olacak"dedi A. bilmiyorum, sonuçta evet başka iyi insanlar için de daha iyi olduğu durumlar oldu, gördüm. tüm kalbimle diliyorum. Ama biliyorum ki sonu ne kadar güzel olursa olsun bugün yaşanmış olanlar yaşanmış kalacak.
Bir de eminim bu güzel insanla konuştuğumda bana "sıkıntılar, çileler ocağın pası gümüşten ayırması içindir. iyi ve kötünün imtihanı, altının kaynatılıp tortunun üste çıkmasıdır" gibi sözler söyleyecek, beni daha çok ezecek.

dünyanın düzeni işte bir şekilde böyle ters bir mantık üzerine kurulu. sen ince olduğunda hayat sanki daha mı hoyrat?

...
ben bu yüzden
incelikler yüzünden
belki daha çok üzüldüm...

28 Aralık 2010 Salı

tanıştığımıza hiç memnun olmadık Krup,

Daha kızımın 1.yaş pastasını kestiğimiz günü yazamadan hastalık yazısı yazmak nasip oldu.Makus kader işte, n'olacak..

Ela'nın büyüme sürecinde kimi tatlı, kimi acı bir çok şey öğreniyoruz. Krup da bunlardan biri oldu. Çarşamba gecesi kuzunun ateşi çıktı. C.tesi günü aşı olmuştu. Etkisi 5-12 günde ortaya çıkacak dediği için doktorumuz, hazırlıklıydık. O geceyi güzelce idare ettik. Ertesi sabah bakıcımızla sürekli haberleştik. Öğlene doğru durum iyileşti, kuzu rahatladı. Ben işyerinde dünyevi işlerle sarılıp sarmalanmışken, saat 16.30 gibi teyzemiz aradı. Hafif gergin, telaşlı. "Aknur, ben tedirginleşiyorum, sesi kısıldı Ela'nın, bir de sanki zor nefes alıyor" dedi. 1 saat geçmeden doktordaydık. Muayene sonunda tanıştık hastalığımızla: "Krup"
Normal bir soğukalgınlığı durumu gibi başlıyormuş. Bir anda ses kısılması (en yaygın ifadeyle köpek havlaması gibi bir ağlama) ve soluk almada zorluk ile kendini gösteriyormuş. Efendim bu virüs bir şekilde ses tellerinde ve soluk borusunda ödem yapıyor, kuzuları üzüyormuş. Belirgin bir ilacı yok. Soğuk buhar en rahatlatıcı destek. Eğer durum kötüleşirse de acil durumlarda kortizonlu bir iğne varmış yapılan. Özellikle ilk iki gecemiz çok zordu. En zoru da kuzunun ağlaması, elimizden ne geliyorsa yaptık elbette ağlamasın diye ama bir iki sefer ağlamak istedi. Ağlamak istiyor, fakat istediği derin nefesi alamayınca panikliyordu kuzu. O anlardaki bakışlarını uzun süre unutamayacağım sanırım. Kuzuyu o iki gece hastaneye götürmedik, iğneyi yaptırıp rahatlatmadık diye anneanneler, babaanneler bize çok kızdı. C.tesi öğlene kadar iyiye giderken işler, öğleden sonra sıkıntı tekrar başladı. Kaçtığımız iğneyi yaptırmak zorunda kaldık. Biraz rahatlattı ama bitmedi. Pazar gecesi acile gittik, orada buhar aldık. Pazartesi sıkıntılar aralıklı da olsa sürdü.Dünden kalan en kötü anımız kan alma anımız. Daha doğrusu alamama anımız. Kuzunun elinden kan almaya çalıştılar. Bir şekilde olmadı. Of, onca eziyetin üzerine kuzya bir de bu eziyeti yaşatmış olduk. Ve bugün rahatladık. Kızımın normal nefes alışını özlemişim. Çok şükür...
Öz 1: anneler, babalar ne kadar mühim tekrar anladım. ve ne kadar şanslıyım. annem duyar duymaz ilk otobüsle geldi. hem Ela'ya, hem bana ne kadar iyi baktı. geceleri ayaktaydı, babam gelince geceleri paylaştılar. canla başla gidene kadar, nasıl da yoruldular. allah onları başımızdan eksik etmesin inşallah
Öz 2: doktor ne kadar mühim tekrar anladım. o kadar yakın takip etti ki bizi. ilk başta şaşırdım. her gün mutlaka aradı. Ela nasıl? diye sordu. Hastalığın gidişatı normal seyri takip etmediğinden endişeleri vardı. Hepsini bizimle sakince, güzelce paylaştı. Kendimi rahat ve güvende hissettim.
Öz 3: Allah hiç bir çocuğu hasta etmesin. Olanlar da sıkıntısızca iyileşsin inşallah

9 Aralık 2010 Perşembe

09.12.2010 / iyi ki doğdun kuzu

nasıl gidiyor melek? 1 yılı bitirdin, koca kız oldun :) güzel kuzu, sahi nasıl geçti bu dünyadaki ilk yılın?


eloş ne cevap verirdi bu soruya acaba? neleri anlatırdı, neleri kendine saklardı? ilk 6 ay karnım çok ağrıdı, bu kadarını beklemiyordum der mi? ya da annemle, babam neden her sabah evden ayrılıyorlar, annem bazı akşamlar nereye kayboluyor diye sorar mı?

ah kuzu, yarama parmak basma lütfen.


ilk 6 ay geçmemişti ya, ikinci altı ayı hiçbirşey. saatleri gün içinde sayamaz oldum artık. saat 11:00 iken nasıl bir anda 17:00 oluyor anlamıyorum.


annenin yine uykusu geldi. güzel kızım pastanı c.tesi keseceğiz. senin için güzel dileklerim bekletmeme gerek yok ama yine de yapmak istedim. Güzel kızım, önce sağlık diliyorum sana ve sonra her daim huzur. meraklı bıdık, bu halini hiç kaybetme olur mu? güzel kızım hep birlikte nice güzel yaşlarına...