10 Şubat 2010 Çarşamba

erken seviniyorum


iyi geçirdiğimiz, kızımın az ağladığı, gündüz uykusu uyuduğu, geceyi kesintisiz uzun uykularla ıları tamamladığı günler -sayıları çok olmasa da- bana hep zor günler artık bitmiş gibi hissettiriyor. "işte" diyorum "kızım büyüdü ya artık, atlattık." hep böyle olacak zannediyorum. düzen kurma konusunda hep istekli olan biri olarak bundan sonra nasıl bir düzen oturtsak diye düşünmeye başlıyorum hemen. sanıyorum ki o gece 21:30da uyudu ve gece boyunca tek beslemeyle saat 06:30a kadar uyudu ya ertesi gün de öyle olacak. ama olmuyor işte. dün gece mesela kızım gün boyunca çok fazla ağlamadan gece 22:00de uyumuştu. bugün de öyle olacak zannettim ama olmadı. kızım yine çok ağladı. çok gazımız vardı. fitil koymak zorunda kaldık. sonra kucağımda uyudu, uyandı sonunda kazasız belasız yatağına yatırabildim. bir de öyle bir stres yaşıyorum. kucağımda uyuyor sonra yatağına yatırdığım an uyanıyor. inşallah büyüyeceğiz, kendi kendimize uykuya da dalacağız. o günler gelecek mi çok merak ediyorum. o kadar uzak görünüyor ki herşey bana.

genelde kucakta uyuyoruz. dayısının kucağı da sevdiği kucaklardan biri.

9 Şubat 2010 Salı

kızımla ilk kez tüm gün başbaşaydık

başbaşaydık evet, ama sanırım tek vücuttuk da diyebilirim. güzel kızım tüm gün onu bir türlü terketmeyen gazlarıyla uğraştı. o kadar çok ağladı ki. bir türlü uyuyamadı. kaç kez uyuttuysam, 5 -10 dak içinde çığlıkla ya da ıkınmayla uyandı. ya emiyordu, ya ağlıyordu ya da kucağımda sakinleşmiş dolaşıyorduk evin içinde. mehmet'in gelişini iple çektim. tüm isteğim ela'yı kucağına verebilmek, biraz dinlenmekti. kızım babası geldikten sonra baya sakinleşti. birlikte yemek hazırlamamıza müsade etti. ama yememize izin vermedi. aslında o verirdi de yine gaz-ı muhteremler teşrif ettiler. zavallım gece arabayla dolaşmaya çıkmak zorunda kaldık. döndükten sonra da bir fitil verdik. sonrasında ancak uykuya dalabildi. bu sabah 6da uyandıktan sonra, emzirdim tekrar uyudu, saat 9a doğru uyandı. ben de o arada kahvaltı ve uyku arasından bir seçim yapıp kahvaltıyı seçtim. her an uyanabilir endişesiyle o kadar aceleyle yapıyorum ki herşeyi kendimi farkettiğimde sandalyenin ucuna ilişmiş hızla 2 dilim ekmeği bitirmeye çalışıyordum.

çok ağladığında evde sakinleştirmenin sadece 2 yolu oluyor. ya emzirmek ya da nil karaibrahimgil dinletmek. nil olayını çözemedik. ne kadar ağlıyor olursa olsun, pırlanta şarkısında bir anda susuyor, sakinleşiyor. kızım inşallah o kadar hiç ağlamasın ama mutlaka o sakinleşme anını kameraya kaydetmek istiyorum.
bugüne kadar hiç tüm gün yalnız kalmamıştım kızımla. öğleden sonra babaannemiz geliyordu. elbete çok önemli oluyor bu yardım. en azından birinin daha kucağında taşıması. o sırada senin yemek yiyebilmen, ya da tuvalete gidebilmen. dün alelacele tuvalete gitmeye çalışırken düşündüm de hayatımda hiç yaşamadığım telaşlar, sıkıntılar, tedirginlikler yaşamaya başladım. tüm bunlar şimdiye kadar yaşanmamış o mutluluğu yaşamak için. anne olmak sanırım en çok emek vermek demek...

5 Şubat 2010 Cuma

anneanne saltanatı

2 haftadır anneannedeyim. yarıyıl tatilini fırsat bildik, çok da iyi ettik. yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda tam saltanat yaşadık. nasıl geçti anlamadık-yani ben anlamadım, herhalde kızım da anlamamıştır-

annemlerde yaşadığım his, o evden kaç yıl önce çıkmış olursam olayım hiç değişmiyor. tam anlamıyla "evde olmak". ve o kadar güzel ki evde olmak. anneyle, babayla olmak. allah ayırmasın. umarım bir gün kızım da evine benim annemlere gittiğim gibi koşa koşa gelir...

17 Ocak 2010 Pazar

ben yazana kadar kızım büyüyor

herşey olur, herşey büyür
herşey geçer, hayat kalır

elbette öyle değil ama sanki yazmadığım herşey uçacak gibi bir telaşa kapılıyorum, şu ana kadar yaşadıklarımızı toplarlamak, sonra da güncel durumu yazmak istiyorum

hamilelik...

çok güzeldi
evet 14. haftaya kadar gün boyunca midem bulandı, halsizdim, 32. haftadan sonra acaip bir ağırlık geldi, hareketlerim, yürüyüşüm yavaşladı, reflü gündüzleri rahat ettirmedi, geceleri uyutmadı, 28. hafta gibi bir bebeğimiz büyümüyor mu telaşına kapıldık, detaylı ultrasonlara girildi, huzursuz günler, geceler oldu ama çok güzeldi... bundan sonra bir kez daha yaşayabilir miyim bu süreci bilmiyorum. Ama bir kez de olsa yaşadım ya mutluyum.

şu hamileliğin saltanatı denen 2.trimester tam fıstıktı. havalar güzel, rahatsızlığım yok, neşem çoktu. Sık sık bu şekilde birkaç yıl hamile kalabilirim diyordum :)

doktorumun söylediği "hamilelik bir hastalık değildir" cümlesi beni çok rahatlattı, sanki kafamdaki soruların cevabı bu cümledeydi. kendimi çok az sınırladım. seyahatlarımı çok sınırlamadım, uçağa da bindim, Ağustos sıcağında Akdenize tatile de gittim, doğumun olacağı güne kadar araba da kullandım. yazılacak pek çok şey daha vardır elbet ama şimdilik bu hatırlatma babında olsun...

doğum...

herkesin hikayesi özel,
9 ay boyunca içimde bir canlıyı büyütmek büyülü bir şeydi ve finali de bu işin büyüsüne yakışır olmalıydı. bebeğim çok büyük değildi, sağlık problemim yoktu. hamilelik boyunca yoğun olarak da son haftalarımda her gün 3km yürüyordum. doğumum normal olmalıydı. ben normal doğurmayacaksam kim doğuracaktı :) o kadar sık gerekli miydi hala emin değilim ama doktorum istiyorsa vardır bir hikmeti diyerek son haftalarda 2 günde bir nst'ye bağlanıyordum. doktorum güzel Ela'yı olabildiğince çok karnımda tutmak için uğraşıyordu. ben de ne kadar geç gelirse o kadar iyi olur diyordum. En son 08.Aralık'ta gittiğimde doktor eğer bebek hareketleri yavaşsa o gün doğumun olabileceğini söyledi. karar nst sonucuna göre verilecekti. annem izmit'teydi. Apar topar doğuma girmeyi, araya sıkıştırılmayı, annemin orada olmamasını hiç istemiyordum. Allahtan işler yolunda gitti, nst'de Ela hiç olmadığı kadar hareketliydi doğum o gün olmayacaktı. bekleyişimiz artık bitiyordu. Ela bebek geliyordu.

O akşam annemler geldi. Ben öğleden sonra eksiklerimi tamamladım. Kızım için kuaföre gittim, süslendim :) Ertesi sabah hastane odamıza yerleştik. yine nst...meğer sancılarım başlamış ama ilginç bir şekilde hissetmiyordum. sancı ritminin düzenlenmesi için saat 10:00'da suni sancı verilmeye başlandı. Hastane odası çok konforluydu. Ailem-güzel kardeşim dışında-yanımdaydı. gün çok güzel başlamıştı, inşallah öyle bitecekti. sancılar geliyordu ama ben çok az hissediyordum.bu şekilde saatler geçti. doktorum 2 saatte bir gelip açıklığı kontrol ediyordu. işte burada bir sorun vardı. açıklık 2 cmden ileri gitmiyordu. malesef olmuyordu. saat 18:00 gibi son kontrol yapıldı. olmamıştı. rahim açıklığı istenen seviyeye gelmemişti. doktor kordonla ilgili bir sorun var kesinlikle dedi. ya koluna ya bacağına dolandı. açınca göreceğiz dedi. işte o dakikadan sonra tüm hazırlıklar sezeryana dönüverdi. bu durum benim için biraz moral bozucu oldu. o dakika herşey kontrolümden çıktı. etrafımda bir dolu insan, kan alanlar, kağıt imzalatanlar, ojelerimi silenler :)...beni ameliyata hazırladılar. ben heyecanlanınca, gerilince hiç konuşmam. yine öyle oldum sanıyordum ama baya konuşmuşum. iş çıkışı sağolsunlar pek çok arkadaşım hastaneye gelmişti. mükücüm yine kamerasıyla işbaşındaydı ve kamera kayıtları pek de suskun olmadığımı gösteriyor.

ameliyathane...
hayatında ilk kez hastaneye yatmış biri olarak ameliyathaneye de ilk girişimdi doğal olarak. soğuktu. beni uğurlayanlar geride kalmıştı, ameliyathanede mavi giymiş pek çok insanın koşturmacası, bende bir tuhaf yalnızlık hali. doktorum cemile hanım'ı görünce biraz rahatladım. "hey ben buradayım" demek istedim. ortamı kontrol edemiyordum ama kendimi kontrol etmem sorun olmadı :) anestezi uzm. gerginliğimi anlayıp benimle konuşmaya çalıştı, bonemi düzeltti. gariptir onun bu hareketi beni biraz daha rahatlattı. Ameliyat sonrası o doktoru bulup bu hareketin bendeki etkisini anlatmak istedim ama hala yapmış değilim. ve sonra mehmet geldi...işte o gelince yalnızlığım uçup gitti. yanımdaydı, elleri yüzümde, artık bana ve bebeğimize birşey olamazdı... sonra bir de zehra vardı tabi. ne güzel resimler çekti.
ve sonra karnıma bir şeyler sürmeye başladılar bir an endişelendim. bunu hissettiğime göre yoksa epidural işe yaramamış mıydı? hemen uyardım doktorumu, meğerse dokunduklarını hissedecekmişim ama sıcak mı soğuk mu anlamayacakmışım ve de dolayısıyla acıyı.sonrası çok hızlıydı. 5 dk geçmeden "işte kuzu burada" dedi doktorum. bizim bızdığın yaygarası çınladı ameliyathanede. herşey yolundaydı. çok çok güzeldi. ela artık bizimleydi...

12 Ocak 2010 Salı

başlarken

kızımla hayat değişiyor,
hamilelikte, böyle olacağını tahmin ediyordum, hazırlıklıydım,
yani hazırlıklı olduğumu sanıyormuşum...

erkeklerin askerlik anıları, kadınların da hamilelik hikayeleri ne kadar anlatsan tükenmiyormuş. hamilelikten sonra da çocuk hikayeleri elbette. işte bunları anlatırken herkesin kendine özel çokça cümlesi oluyor. Taze bir anneyim ya, benim de şimdiden bir sürü hikayem var anlatacak. Bana özel, kızıma özel. hamilelikte Ela'ya yazılar yazıyordum, küçük bir günlük oluşturmuştum. doğduktan sonra da devam etmek niyetindeydim. Sonra çok kıymetli Zeynep'in blog'unu keşfettim. http://30dansonra.blogspot.com/ Güzel arkadaşım. Bana "biliyor musun benim blog'um var" diyecek değildi ya, tabi ki onun yazılarını benim keşfetmem gerekecekti. Yaşananlar uçmasın diye kızıma kalsın istediklerimi buraya yazacağım. Sonra tabi kendim de okuyacağım, eskileri okudukça heyecanlanacağım-niyeyse öyle olur bana-hayat değişiyor ya, ben de günden güne değişiyor muyum, değişecek miyim merak ediyorum...