Dışardayken Ela'nın kendi arabasına oturduğunu hiç görmedim. O yüzdendir ki alışveriş merkezlerinde ya da sokakta herhangi bir yerde bebek arabasını iterek gevşek gevşek yürüyen anne-babalara çok özenirim. Bizim o tür anlarımız hiç olmadı. Ya da o kadar keskin olmasın, çok çok az oldu diyelim.
Geçen haftalarda bir akşam alışveriş merkezinin birinde bir iş halletmek zorundayız. Zamanımız az, yolda M. ile aynı dileği paylaştık. "Keşke arabasına otursa da zaman kaybetmeden işimizi halledip çıksak" Yürüdüğü versiyonlarda Eloş'u doğru rotaya sokmak çok zaman aldığından ve biz de zaman açısından sıkıntılı olduğumuzdan dileğimiz bu yöndeydi.
Arabayı park ettik, Eloş'un arabasını açtık. Nereden aklıma geldiyse "Elacım biz bu arabayı açtık ama sen buraya oturmayacaksın. Lütfen Eloş arabana oturma "dedim. Çok mucizevi bir şey oldu bir anda. Eloş benimle kendince tartışamaya başladı. Bebek arabasına yapıştı "otüy, otüy, otüy" kızım arabasına oturmak için benimle adeta kavga ediyor. E tabi haliyle başardı :) he he he :) Sanırım benim ısrarımın ne bana ne de O'na bir faydası olacaktı.
Bunun gibi pek çok örnek yaşanır oldu son günlerde.
Ayranıyla oyunlar yapıp, içmeye yanaşmayan Ela'ya "Elacım, lütfen ayranını içme annecim, hayır Elacım içme ayranını,..." ve Ela anında ayranı kafaya dikiyor
Elindeki kültablasını babaannesinin akvaryumuna atmak üzere olan Ela'ya "annecim, lütfen elindekini sehpaya geri koyma, lütfen..." Ela anında karar değiştirip elindekileri sehpaya koyuyor.
Bu durumdan biraz memnun, biraz şaşkın, biraz da tedirginim. Eloş'un o yapma dediğim şeyi yaparken gözümün içine bakması, bunu benim inadıma yaptığını anlatıyor bana. Yani efendim "beyin söylenenin ikinci kısmını algılamaz, ilk duyduğunu yapmaya programlanmıştır" gibi bir düşünceye sarılmamı engelliyor. Hani "pembe fil düşünme" deyince insanın aklına sadece fil değil, pembe bir fil gelir ya o durumu kastediyorum. Bence şu an Eloş'taki durum bu değil. Eloş baya baya neyi "yapma" dediğimi anlıyor, bile bile onu yapmaya çalışıyor.
Ben bunu bir fırsat olarak değerlendiriyorum son günlerde. Ama acaba çocuğun bu durumunu teşvik de ediyor muyum diye düşünüyorum bir taraftan. Yani acaba içten içe ""annenin" "babanın" dediğini yapmamak iyi bir şey ve bu çok da zor değil " mesajı mı veriyorum. her dediğimi kayıtsız yapan birini yetiştirme gayreti içinde değilim ama bu durum biraz endişelendiriyor beni...Bu arada "yapma" demenin de işe yaramadığını son bir örnekle anlatmak isterim
Bir yapı market içinde Ela ve annesi tabure deniyor. Ela bir anda eğilip gözümün içine bakarak elini bir güzel yere sürüp, yalıyor ! anne haliyle "dur kızım n'apıyorsun yer pis" vıdı vıdı diyor. sonra Eloş aldığı tepkiden memnun bir güzel iki elini yere sürüp, dilini de kocaman çıkarıp iki elini yalıyor :))
işte durum bu...
5 Ağustos 2011 Cuma
28 Temmuz 2011 Perşembe
there's so much beauty...
bugünler değişik geçiyor, herşey birarada
bir gün sevinç, ertesi gün üzüntü, türlü türlü heyecanlar sanki hep bu yazı beklemiş
çok hızlı herşey, zaman kaçıyor, biz kovalıyoruz, daha agustos gelmedi, ben eylülü bitirmiş gibiyim
herşey bu kadar hızlıyken, hep birşeyleri kaçırıyormuş olma hissi taşıyorum. bunun yanında etrafımda sürekli olumsuzları arayıp, bulan insanlar beni yoruyor. dün aklımda sürekli bir replikle gezdim. "American Beauty" filminden. çok beğenmiştim, hala severim. Ricky Fitts benim en ilgimi çeken kahramanlardan biriydi filmde. Pek çok etkileyici replik vardı ama biri beynimde döndü durdu " bazen dünyada o kadar çok güzellik var ki, kalbim hepsine dayanmayacak" gibi bir şey. O sahneyi düşündüm. Sonra konuşmanın orjinalini buldum. Rüzgarlı bir günde esintiyle beraber uçuşan bir torbayı görüntülemiş. Onu seyrederken konuşuyor:
"It was one of those days when it's a minute away from snowing and there's this electricity in the air, you can almost hear it. And this bag was, like, dancing with me. Like a little kid begging me to play with it. For fifteen minutes. And that's the day I knew there was this entire life behind things, and... this incredibly benevolent force, that wanted me to know there was no reason to be afraid, ever. Video's a poor excuse, I know. But it helps me remember... and I need to remember... Sometimes there's so much beauty in the world I feel like I can't take it, like my heart's going to cave in. "
son cümle bana müthiş geliyor, o güzellikleri görmek için sadece göz yetmiyor, kalp gerekiyor...
önce etrafımızda apacık kendini belli eden güzellikleri görmeye başlamalı, sonra gizli kalanları keşfetmeli...neyi ararsak, onu görürüz...
bir gün sevinç, ertesi gün üzüntü, türlü türlü heyecanlar sanki hep bu yazı beklemiş
çok hızlı herşey, zaman kaçıyor, biz kovalıyoruz, daha agustos gelmedi, ben eylülü bitirmiş gibiyim
herşey bu kadar hızlıyken, hep birşeyleri kaçırıyormuş olma hissi taşıyorum. bunun yanında etrafımda sürekli olumsuzları arayıp, bulan insanlar beni yoruyor. dün aklımda sürekli bir replikle gezdim. "American Beauty" filminden. çok beğenmiştim, hala severim. Ricky Fitts benim en ilgimi çeken kahramanlardan biriydi filmde. Pek çok etkileyici replik vardı ama biri beynimde döndü durdu " bazen dünyada o kadar çok güzellik var ki, kalbim hepsine dayanmayacak" gibi bir şey. O sahneyi düşündüm. Sonra konuşmanın orjinalini buldum. Rüzgarlı bir günde esintiyle beraber uçuşan bir torbayı görüntülemiş. Onu seyrederken konuşuyor:
"It was one of those days when it's a minute away from snowing and there's this electricity in the air, you can almost hear it. And this bag was, like, dancing with me. Like a little kid begging me to play with it. For fifteen minutes. And that's the day I knew there was this entire life behind things, and... this incredibly benevolent force, that wanted me to know there was no reason to be afraid, ever. Video's a poor excuse, I know. But it helps me remember... and I need to remember... Sometimes there's so much beauty in the world I feel like I can't take it, like my heart's going to cave in. "son cümle bana müthiş geliyor, o güzellikleri görmek için sadece göz yetmiyor, kalp gerekiyor...
önce etrafımızda apacık kendini belli eden güzellikleri görmeye başlamalı, sonra gizli kalanları keşfetmeli...neyi ararsak, onu görürüz...
27 Temmuz 2011 Çarşamba
anniba, anniba, anniba :)
anniba yani "anne bak"
"anne, bak ne yaptım" "anne bak bunu gördün mü?" anne bak burda acaip birşey var" manasında
sabahtan beri kulaklarımda
aslında kuzu hasta, hastalıkla ilgili de anlatılacak birkaç şey var ama istemiyorum,
"anniba" yı anlatmak istiyorum
yeni çıktı sayılır bu, 1 aydır falan 2 kelimeli cümleler söylüyor "anne gel" "baba yok" "teyze bak" gibi. ama bu heyecanlı ifade ardı ardına " anniba, anniba, anniba" demesi, ben bakıncaya kadar da buna devam etmesi yeni. Yani laf olsun diye söylemiyor kızım, gerçekten "anne bak" diyor. Bakıyorum elbet, bazen kitabında bir hayvan gösteriyor, bazen yüreğimin ağzına geldiğini bile bile koltuğun üstünde ayağa kalkmış oluyor, bazen de aydedeyi gösteriyor. Farkettim de O'nun küçük parmağıyla gösterdiği aydede başka güzel sanki.
Bir de yüzünün ifadesi var. İlginç olduğunu düşündüğü birşey gösterirken gerçekten heyecanlı oluyor, yüzü, en çok da gözleri tabi. Bir de beni heyecanlandırmak için yaptıkları var. Oyun hamurunu ağzına alır gibi yapması, koltuğun üstünde ayakta durması gibi. O zaman da "bunun yapılmayacağını biliyorum ama dur bi annemi korkutayım" şeklinde oluyor yüz ifadesi.
Kuzucuk, bir yandan seviniyorum günler geçiyor, büyüyorsun diye; ama ne yalan söyleyeyim bir yandan da üzülüyorum, büyü tabi ki ama biraz yavaş ne olur, tadını çıkaralım doya doya, öpe, koklaya...
"anne, bak ne yaptım" "anne bak bunu gördün mü?" anne bak burda acaip birşey var" manasında
sabahtan beri kulaklarımda
aslında kuzu hasta, hastalıkla ilgili de anlatılacak birkaç şey var ama istemiyorum,
"anniba" yı anlatmak istiyorum
yeni çıktı sayılır bu, 1 aydır falan 2 kelimeli cümleler söylüyor "anne gel" "baba yok" "teyze bak" gibi. ama bu heyecanlı ifade ardı ardına " anniba, anniba, anniba" demesi, ben bakıncaya kadar da buna devam etmesi yeni. Yani laf olsun diye söylemiyor kızım, gerçekten "anne bak" diyor. Bakıyorum elbet, bazen kitabında bir hayvan gösteriyor, bazen yüreğimin ağzına geldiğini bile bile koltuğun üstünde ayağa kalkmış oluyor, bazen de aydedeyi gösteriyor. Farkettim de O'nun küçük parmağıyla gösterdiği aydede başka güzel sanki.
Bir de yüzünün ifadesi var. İlginç olduğunu düşündüğü birşey gösterirken gerçekten heyecanlı oluyor, yüzü, en çok da gözleri tabi. Bir de beni heyecanlandırmak için yaptıkları var. Oyun hamurunu ağzına alır gibi yapması, koltuğun üstünde ayakta durması gibi. O zaman da "bunun yapılmayacağını biliyorum ama dur bi annemi korkutayım" şeklinde oluyor yüz ifadesi.
Kuzucuk, bir yandan seviniyorum günler geçiyor, büyüyorsun diye; ama ne yalan söyleyeyim bir yandan da üzülüyorum, büyü tabi ki ama biraz yavaş ne olur, tadını çıkaralım doya doya, öpe, koklaya...
18 Temmuz 2011 Pazartesi
ay goh...
baya baya konuşuyor kuzu
her kelimeyi kendi dilince söylüyor
zaten uzunca bir süredir bizi anlamakla ilgili bir sıkıntısı yok gibiydi
kendince konuşmaya başlayınca hayat başkalaştı
bir anda büyüdü sanki Eloş
tek tek kelimeleri yazsam ne kadarını hatırlayabilirim acaba? Deneyelim bakalım, iste Elaca birkaç kelime:
otü - otur
gah - kalk
aka - ayak ve ayakkabı
haga - hala
ge - gel
kidi - kedi
betti - bitti
kaku - karpuz
bu - su
kara - kayra
goh - yok
duu - duru
ökü - öykü
akuu - aknur
hacice - hatice
kelime söylemesinden çok bir konu çerçevesinde kalabilmesine şaşırıyorum ben. Mesela C.tesi akşamı dışarda yemekteyiz. Biraz elele dolaştık. Aydedeyi aradık. İlginçtir, bulamadık. Şarkısını söyledik. Yok yine bulamadık. İkimiz de şaşırdık. Sonra bir kaç tane abla gördük 7-8 yaşlarında kendi aralarında oynuyorlar. Kızım ablalara hasta. Bir aceleyle yanlarına gitti. Eliyle havayı göstererek "aba aba , ay, ay goh" dedi. Yani "abla ay yok" diyerek muhabbete girmeye çalışıyor kuzu. Kuzum bir konuşabilse, muhabbet edecek ama şimdilik bu kadar oluyor :) Allah o günleri de göstersin inşallah
her kelimeyi kendi dilince söylüyor
zaten uzunca bir süredir bizi anlamakla ilgili bir sıkıntısı yok gibiydi
kendince konuşmaya başlayınca hayat başkalaştı
bir anda büyüdü sanki Eloş
tek tek kelimeleri yazsam ne kadarını hatırlayabilirim acaba? Deneyelim bakalım, iste Elaca birkaç kelime:
otü - otur
gah - kalk
aka - ayak ve ayakkabı
haga - hala
ge - gel
kidi - kedi
betti - bitti
kaku - karpuz
bu - su
kara - kayra
goh - yok
duu - duru
ökü - öykü
akuu - aknur
hacice - hatice
kelime söylemesinden çok bir konu çerçevesinde kalabilmesine şaşırıyorum ben. Mesela C.tesi akşamı dışarda yemekteyiz. Biraz elele dolaştık. Aydedeyi aradık. İlginçtir, bulamadık. Şarkısını söyledik. Yok yine bulamadık. İkimiz de şaşırdık. Sonra bir kaç tane abla gördük 7-8 yaşlarında kendi aralarında oynuyorlar. Kızım ablalara hasta. Bir aceleyle yanlarına gitti. Eliyle havayı göstererek "aba aba , ay, ay goh" dedi. Yani "abla ay yok" diyerek muhabbete girmeye çalışıyor kuzu. Kuzum bir konuşabilse, muhabbet edecek ama şimdilik bu kadar oluyor :) Allah o günleri de göstersin inşallah
10 Haziran 2011 Cuma
iki küçük an...
yazının başlığını her ne kadar anlatım bozukluğu içerse de "iki küçük an" koydum, çünkü anlatmak istediklerim gerçekten o kadar küçük zaman birimleri ki "iki an" bile uzun kalıyor
Dün gece Ela'yla uyumak üzere bizim yatağa gittik. Kuzu kendini keyifle attı yatağa, beni bekledi sabırla. Yanına yattım, hedefe kitlendi ve emmeye başladı. Sonra bir an memeden ayrıldı bana bakıp, tersine döndü ve kendi kendine "pşş pşş" demeye başladı. Kuzum; o ne güzel bakıştı, "şimdi ben sırtımı dönüyorum, sen bana sarıl tamam mı" dedi (yani bence) ben de dediğini yaptım. Kuzu o bakışıyla eritti beni...
Bugün bir şekilde tüm günü evde geçirdim. Eloş şaşkın ama çok mutluydu. Teyzesiyle parka gidip geldiler. Eve gelince kızımı karşıladım. Salonda koltukta oturuyordum. Ela da yanımda. Eğilip bacağımı öpmez mi. Off, nasıl bir şey bu, nasıl kuvveli bir duygu. Bir öpücük, hem de öpmeyi yeni öğrenen Ela'nın, kendiliğinden bacağıma kondurduğu, acemi ama dünyanın en güzel öpücüğü. Çok teşekkür ederim Eloşum sana, bana bunları yaşattığın için...
Dün gece Ela'yla uyumak üzere bizim yatağa gittik. Kuzu kendini keyifle attı yatağa, beni bekledi sabırla. Yanına yattım, hedefe kitlendi ve emmeye başladı. Sonra bir an memeden ayrıldı bana bakıp, tersine döndü ve kendi kendine "pşş pşş" demeye başladı. Kuzum; o ne güzel bakıştı, "şimdi ben sırtımı dönüyorum, sen bana sarıl tamam mı" dedi (yani bence) ben de dediğini yaptım. Kuzu o bakışıyla eritti beni...
Bugün bir şekilde tüm günü evde geçirdim. Eloş şaşkın ama çok mutluydu. Teyzesiyle parka gidip geldiler. Eve gelince kızımı karşıladım. Salonda koltukta oturuyordum. Ela da yanımda. Eğilip bacağımı öpmez mi. Off, nasıl bir şey bu, nasıl kuvveli bir duygu. Bir öpücük, hem de öpmeyi yeni öğrenen Ela'nın, kendiliğinden bacağıma kondurduğu, acemi ama dünyanın en güzel öpücüğü. Çok teşekkür ederim Eloşum sana, bana bunları yaşattığın için...
9 Haziran 2011 Perşembe
uyku üzerine...
Bu uyku meselesine az mesai harcamamıştım. Okudum, okudum, okudum. En doğrusu, en uygunu hangisi olur düşündüm de düşündüm. "Kontrollü ağlatma" dediklerini çok vahşi buldum, asla aklımın ucuna getirmedim. "Yatır/kaldır"'ı baya düşündüm, yok yine içime sindiremedim. sonuçta nasıl bir yöntemde karar kılacağımdan emin değildim ama bildiğim tek şey Ela'yı emerek uyutmayacaktım. Yok, yok asla böyle bir şey yapmayacaktım. Yoksa bana bağımlı olurdu, kendi kendine uyuyamazdı. Sonra sallamamaya çalışacaktım,kucağımda uyumasına izin vermeyecektim. Yatağına yatırdığımda uyku halinde olmamalıydı ki anlasın yatağa yatmak ve uyku arasındaki ilişkiyi. Sırtını sıvazlayabilir ya da küçük pıt pıtlar yapabilir eş zamanlı güzel de bir ninni söyleyebilirdim. Ya da müzik olayına girebilirdim. Şöyle güzel, rahatlatıcı bir müzikle kuzuyu uykuya hazırlayabilirdim. Tabi bir de uyku öncesi banyo önerisi vardı. Kulağa çok mantıklı geliyordu. Çünkü Ela banyodan sonra masajla da iyice gevşeyecek rahatça uyuyacaktı.
Tüm bunların hepsi elbette bir RUTİN içindeyse anlamlıydı. Bir gece öyle, bir gece böyle olmazdı. Yani kararlı olacaktım.
Bugün Ela 18 aylık oldu. Tam 6 aylık olduğundan beri, yani diyebiliriz ki 1 senedir Eloş çok büyük bir keyifle memede uyuyor. İtiraf etmeliyim, ben de bundan hiç şikayetçi değilim. Kitabi bir rutin oluşturabilmek için gerçekten baya çabaladım. Şşş-pat olayı bir ara tuttu, müthiş heyecanlandım, "vay be demek oluyormuş" havalarına girdim. Kuzu gerçekten kendisi uyuyordu. Derin uykuya geçisini 20 dk bekliyordum başında. Sonra muzaffer bir komutan edasıyla çıkıyordum odadan. Herşey yolundaydı. Arada bir hastalık mı oldu - o ara kopmuş bende- hatırlamıyorum, etkisini yitirdi. Banyo olayına baya sıcaktım ama Eloş niyeyse banyodan sonra gevşemek yerine daha da canlandığı için bizim uyku saatlerini sarkıttı, vazgeçtim. Aslında düşününce Eloş'un kendi etrafında dönmeye başlaması ile ben bir şeyler denemekten vazgeçip onun ihtiyacına yöneldim sanırım. Ben öyle yapınca da otomatik bir rutin gelişti. Şu anda saat 20:30 - 21:00 arası kuzunun gözler hafif kızarıyor. Ben "hadi Eloş, babaya iyi geceler de, biz uyumaya gidelim" diyorum. Bizimki sevinerek kucağıma geliyor, babaya el sallıyoruz. Mutlu mesut yatağa gidiyoruz. Artık emzirme koltuğuna rahatça sığamadığımız için bizim yatağa gidiyoruz. (tabi bunu da asla yapmayacaktım, çocuk kendi yatağında uykuya dalmalıydı)kuzu sevinçle kendini yatağa atıyor, ben de bir güzel yanına yatıp kuzuyla bütünleşiyorum. 10dk-3o dk arası sürüyor uykuya geçiş. sonra kendi yatağına alıyorum Ela'yı. yapmayacağım dediğim herşeyi bir güzel yapıyorum. Ama zerre kadar da pişmanlık duymuyorum. Elbette zor, bazen ben de onunla uyuyakalıyorum vs. ama o keyif, çok güzel ya. valla biri bu işin bu kadar keyifli olacağını söylese hiç uğraşmazdım belki de :) emin değilim...
sonuçta burada da kesin, net bir doğru yok. herkesin kendi doğrusu var. benimki doğru mu? gerçekten bilmiyorum. ama benim kendimi içinde en iyi hissettiğim kurgu bu. benim doğrum bu.
bu meselede de hayat beni şu veciz cümleye götürüyor:
"su akar yolunu bulur"
yine görmüş oldum, evet bulur :)
Tüm bunların hepsi elbette bir RUTİN içindeyse anlamlıydı. Bir gece öyle, bir gece böyle olmazdı. Yani kararlı olacaktım.
Bugün Ela 18 aylık oldu. Tam 6 aylık olduğundan beri, yani diyebiliriz ki 1 senedir Eloş çok büyük bir keyifle memede uyuyor. İtiraf etmeliyim, ben de bundan hiç şikayetçi değilim. Kitabi bir rutin oluşturabilmek için gerçekten baya çabaladım. Şşş-pat olayı bir ara tuttu, müthiş heyecanlandım, "vay be demek oluyormuş" havalarına girdim. Kuzu gerçekten kendisi uyuyordu. Derin uykuya geçisini 20 dk bekliyordum başında. Sonra muzaffer bir komutan edasıyla çıkıyordum odadan. Herşey yolundaydı. Arada bir hastalık mı oldu - o ara kopmuş bende- hatırlamıyorum, etkisini yitirdi. Banyo olayına baya sıcaktım ama Eloş niyeyse banyodan sonra gevşemek yerine daha da canlandığı için bizim uyku saatlerini sarkıttı, vazgeçtim. Aslında düşününce Eloş'un kendi etrafında dönmeye başlaması ile ben bir şeyler denemekten vazgeçip onun ihtiyacına yöneldim sanırım. Ben öyle yapınca da otomatik bir rutin gelişti. Şu anda saat 20:30 - 21:00 arası kuzunun gözler hafif kızarıyor. Ben "hadi Eloş, babaya iyi geceler de, biz uyumaya gidelim" diyorum. Bizimki sevinerek kucağıma geliyor, babaya el sallıyoruz. Mutlu mesut yatağa gidiyoruz. Artık emzirme koltuğuna rahatça sığamadığımız için bizim yatağa gidiyoruz. (tabi bunu da asla yapmayacaktım, çocuk kendi yatağında uykuya dalmalıydı)kuzu sevinçle kendini yatağa atıyor, ben de bir güzel yanına yatıp kuzuyla bütünleşiyorum. 10dk-3o dk arası sürüyor uykuya geçiş. sonra kendi yatağına alıyorum Ela'yı. yapmayacağım dediğim herşeyi bir güzel yapıyorum. Ama zerre kadar da pişmanlık duymuyorum. Elbette zor, bazen ben de onunla uyuyakalıyorum vs. ama o keyif, çok güzel ya. valla biri bu işin bu kadar keyifli olacağını söylese hiç uğraşmazdım belki de :) emin değilim...
sonuçta burada da kesin, net bir doğru yok. herkesin kendi doğrusu var. benimki doğru mu? gerçekten bilmiyorum. ama benim kendimi içinde en iyi hissettiğim kurgu bu. benim doğrum bu.
bu meselede de hayat beni şu veciz cümleye götürüyor:
"su akar yolunu bulur"
yine görmüş oldum, evet bulur :)
26 Mayıs 2011 Perşembe
sabah sıkıntıları
kuzuyla bugünlerde sabahlarımız bir alem, sabah sıkıntılarımız başladı malesef...
olayın zaman içindeki gelişimi şöyle oldu
6-10 ay--> çok fazla umru olmadı Eloşun, anne rahatça çıktı evden
10 - 15 ay--> kuzu huzursuzlanmaya başlar ama anne yine de bakıcı eve geldikten sonra rahatça hazırlanır, çıkarken Eloş onu uğurlar. Eloş bazı günler kapı önünde elini anneye uzatarak ağlamaya başlar gibi yapar, ama herşeye hakim bakıcı ilgisini bir anda başka birşeye kolayca çekiverir. En olmadı komşuya gidilir, ya da apartmanda merdivenlerde inme, çıkma oynanır.
15 ay -16 ay--> kuzu iyiden iyiye olayı çözer, IF-THEN bağlantısı sıkıca kurulmuştur. Bakıcı gelirse, anne gider. Kuzu savunmaya geçer. Anne hazırlanmaya çalışırken odaya gelir, kapıyı kapatır ve anneyi tenhada kıstırdığı her dakika emer, emer, emer, emer, emer....Artık anne için hazırlanmak ustalık ister. Kucakta Eloşla el yüz yıkama, diş fırçalama, açık konuşalım tuvalete gitme, üstünü çıkarma, kıyafet seçme, çorap dahil üstünü giyinme konularında kendini oldukça geliştirir. evden çıkmak konusunda taktikler geliştirilir. En yaratıcı olan: birlikte çıkılır, Ela bakıcıyla arabanın arka koltuğuna oturur. anne arabayla apartmanın çevresinde, ya da mahallede bir tur atar. Sonra Ela nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde el sallayarak, mutlu şekilde arabadan iner.
17 ay... --> araba olayı etkisini yitirmiştir. Son 2 gündür taktiğimiz bakıcının Ela'yı bir şekilde balkona götürüp oyalaması, annenin o arada hazırlanması ve evden çıkması. Ela balkondan bakarken annenin ona seslenmesi, Elanın anneyi görünce sevinmesi ve el sallayarak anneyi uğurlaması
durumun gittikçe zorlaştığı açık. Eloş'u arkamdan ağlarken bırakıp gitmeyi hiç istemiyorum. Etraftan ara ara "hah bakmıyor, şimdi çık" gibi öneriler alsam da evden çıktığımı da görsün istiyorum mutlaka. Bakıcımızla sürekli başka çözüm arayışlarımız ondan. bakalım zaman bize neler gösterecek...
olayın zaman içindeki gelişimi şöyle oldu
6-10 ay--> çok fazla umru olmadı Eloşun, anne rahatça çıktı evden
10 - 15 ay--> kuzu huzursuzlanmaya başlar ama anne yine de bakıcı eve geldikten sonra rahatça hazırlanır, çıkarken Eloş onu uğurlar. Eloş bazı günler kapı önünde elini anneye uzatarak ağlamaya başlar gibi yapar, ama herşeye hakim bakıcı ilgisini bir anda başka birşeye kolayca çekiverir. En olmadı komşuya gidilir, ya da apartmanda merdivenlerde inme, çıkma oynanır.
15 ay -16 ay--> kuzu iyiden iyiye olayı çözer, IF-THEN bağlantısı sıkıca kurulmuştur. Bakıcı gelirse, anne gider. Kuzu savunmaya geçer. Anne hazırlanmaya çalışırken odaya gelir, kapıyı kapatır ve anneyi tenhada kıstırdığı her dakika emer, emer, emer, emer, emer....Artık anne için hazırlanmak ustalık ister. Kucakta Eloşla el yüz yıkama, diş fırçalama, açık konuşalım tuvalete gitme, üstünü çıkarma, kıyafet seçme, çorap dahil üstünü giyinme konularında kendini oldukça geliştirir. evden çıkmak konusunda taktikler geliştirilir. En yaratıcı olan: birlikte çıkılır, Ela bakıcıyla arabanın arka koltuğuna oturur. anne arabayla apartmanın çevresinde, ya da mahallede bir tur atar. Sonra Ela nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde el sallayarak, mutlu şekilde arabadan iner.
17 ay... --> araba olayı etkisini yitirmiştir. Son 2 gündür taktiğimiz bakıcının Ela'yı bir şekilde balkona götürüp oyalaması, annenin o arada hazırlanması ve evden çıkması. Ela balkondan bakarken annenin ona seslenmesi, Elanın anneyi görünce sevinmesi ve el sallayarak anneyi uğurlaması
durumun gittikçe zorlaştığı açık. Eloş'u arkamdan ağlarken bırakıp gitmeyi hiç istemiyorum. Etraftan ara ara "hah bakmıyor, şimdi çık" gibi öneriler alsam da evden çıktığımı da görsün istiyorum mutlaka. Bakıcımızla sürekli başka çözüm arayışlarımız ondan. bakalım zaman bize neler gösterecek...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)