21 Kasım 2011 Pazartesi

Nil: sade ve derin

bence yazık oldu, çok kısa ömür,
insan doğar, aşık olur, ölür

icim bos kaldi cok yandi canim, artik ne yapsam yalnizlardanim
icim gul biraz guldur biraz, onu oldur kendini güldür biraz

müthiş güzel!
hiç karşılaşmadığı birine yazılmış bir ayrılık, bir hasret şarkısı
gerçek bir yalnızlığı anlatıyor
o kadar yalnız ki içini güldürecek olan yine kendisi
sadelik ve derinlik, ikisi birarada
pek çok şarkısında görebiliriz bu derinliği

Mesela "sinema"yı çok severim:

"kırıldım ama o tarafı duvara yasladım
sen beni bir dinlesen ne konu olurum
sen beni bir izlesen ne film olurum
seyretsen beni
anlatsan beni
"

Nil'i çok seviyorum...
(başka bir linkteki video nasıl ekleniyor acep?)

10 Kasım 2011 Perşembe

korku, nazar, ucuz atlattık, maşallah??

nazar var mı? yok mu? bir "maşallah"ın geçerliliği ne kadar? Neyse, yine de çok şükür...


"İçi titremek", "aklı çıkmak", "gözünden sakınmak", "yüreği hoplamak", "kol kanat germek" Bunların anlamını tabi ki biliyoruz ama sanırım insanın çocuğu olunca bu deyimlerin ne demek olduğu tam olarak anlaşılıyor, hissediliyor. Benim çocuğum olunca daha iyi anladım Ela'ya bakarken içimin nasıl titrediğini, düştüğünde "ya birşey olduysa" diye nasıl aklımın çıktığını, O'nu kimi zaman nasıl gözümden bile sakındığımı ve nasıl kol kanat gerdiğimi. Ve bunların hepsini çaktırmadan yapmanın ne zor olduğunu.


Zor... Dün ucuz atlattık diye sevinirken, bugün kuzunun eli yandı. Bizim de içimiz. Dün ailecek bir mağazadaydık. Çıkmak üzereyken Ela'nın elini tuttum. Kendini ileri mi attı, etrafında mı döndü anlamadım, ağlamaya başladı. Dışarı çıktık, dikkatini başka şeylere çekmeye çalıştım. Olmadı. Ela sağolsun -tüm ağlama kotasının çoğunu ilk 5 ayda doldurmuş olsa gerek- öyle pek uzun uzun ağlayan bir çocuk değil. Fakat bu sefer sakinleştiremedim kuzuyu. Elini farkettim sonra, göbeğine yapıştırmış, oynatmıyor. "Acıyor mu Ela?" "Ajıyorr" "neresi acıyor?" bileğini gösteriyor. Yok hareket ettiremiyor. Bizde de hafif hafif telaş başlıyor tabi. Doğru acil servis. Daha doğrusu ilk önce yakınımızdaki bir çocuk hastanesine gittik ama içerde sıra bekleyen yaklaşık 50 aileyi görünce başka bir yere gidebilecek olmamıza şükrederek oradan çıktık. Ela hastaneye gelene kadar baya sakinleşmişti. yolda sürekli konuştuk. "abi bileğimize bakacak, resmini çekecek, krem sürecek" hepsini bir güzel anladı, tekrarladı. Ben de sevindim, zorlanmayacağız diye. Ama acile girer girmez güzel gözlerden yaşlar boşanmaya başladı. "anne, hadi, eve gidiozz""anne, kalk" kuzunun ağlamaktan dermanı kalmadı. doktor Ela izin verdiği kadar muayenesini yaptı, bizi röntgene gönderdi. Ama ne mümkün. Kuzu sakinleşemiyor. Tek yapmamız gereken ayakta 5 sn hareketsiz durmak ama olmuyor. O an "anne meni al" diyerek kucağıma gelme istedi ve iki kolunu birden kaldırdı. İlk kez kolunu hareket ettirdi. Ben hemşireden biraz süre istedim, dışarı çıktık. Bir su sebili yardımımıza yetişti. "aa bak buradan su akıyor" "hadi bardakları alalım" derken Eloş kolunu unuttu, problemsiz oynatmaya başladı. Sevindik. Doktorun yanına çıktık, durumu görünce O da gidebileceğimize kanaat getirdi. İşte bu "ucuz atlattık" kısmıydı.

Bugün ise kuzunun eli yandı. Hikayenin detayını boşverelim, bir şekilde henüz soğumamış ütüyü eliyle tutuvermiş Eloş. Şimdi avucumuzun içinde koca bir baloncuk var. Çeşit çeşit pomatlarla acısını dindiriyor, tedavi ediyoruz dünyanın en güzel avuç içini. Kuzu maşallah çok dirayetli, elini hiçbir yere dokundurmuyor, kendi kendini bir güzel koruyor. Ağlama, sızlama da yok. Beni "anne bak, uf ogdu, ütü" diye karşıladı. Her karşılaştığımıza hikayesini böyle anlatıyor. İnşallah herhangi bir enfeksiyon vs kapmadan kuzunun avcunu iyileştirebiliriz. Bu ilk gecemiz, bir an önce sabah olsun istiyorum, sürekli pomatlar sürüyorum eline, genişçe bir yere yatırdık, çarpmasın eli bir yerlere diye. bakalım zaman hızla akabilecek mi?



Allah beterinden saklasın, bugünümüzü aratmasın inşallah. Bir de kızıma 400000000000000 kere maşallah...



Güzel kuzu sen hep neşeli ol, hep güzel günler gör e mi? sadece "çu" yerken değil, her daim...






25 Ekim 2011 Salı

Ela artık özgür! Bezden kurtulduk...

vallahi kurtulduk...
hem de 2 ay oldu
anne de tam iki ay sonra bu önemli yazıyı yazmaya başlayabildi
aslında anneye yine aynı şey oldu, güzel bir yazı olmalı, iyice düşünebileceğim, rahat bir zamanda yazmalıyım derken 2 koca ay beklemiş oldu. yine rahat bir zaman değil işte, uykum geldi bir taraftan ama artık yazılmalı bu yazı.

Haziran ortasında havalar ısınmaya başladığında Teyze'mizle konuşmaya başladık. Zaten bu işte en büyük payı kendisine vermeliyiz. O'nun istekliliği olmasa mümkün olmazdı bu iş. Artık bez bağlamak baya zor oluyordu kuzuya. İstemiyordu. Binbir taklayla takıyorduk yeni bezleri. Elimizde mendiller, bezler çok koşturduk minik poponun peşinde :) Haziran'ın sonuna doğru gündüz Ela'ya bez bağlamayı bıraktık. Bir lazımlık ve bir de tuvalet adaptörü edindik. Henüz bir kaç gün olmuşken, daha hikayenin giriş paragrafındaydık ki Eloş hastalandı. İshal, kusma derken yaklaşık 2 hafta yine bezli günlere dönüverdik. Herhalde Temmuz ortası gibiydi, yine bıraktık bez bağlamayı. Açıkçası yaz sonuna kadar belki alışamaz diye düşündüğüm çok oldu ama en azından o yaz sıcağında bez bağlamamış oluyoruz diye devam ettik. Tabi ki Ela'nın durumu idrak etmesi için bir kaç haftaya ihtiyacımız oldu. Bu süre içinde hafta içi Teyzemiz, akşamları ve hafta sonları da biz sürekli Ela'nın peşinde, kaza izlerini temizledik. Tuvalet adaptörünü hiç kullanmadı, ilk başta lazımlıkla da biraz mesafeliydi. Tuvalete hep birlikte girdik, o zamanlarda lazımlığa kısa sürelerle oturdu. Bir kaç sefer de bir kaç damla çiş yaptı. Ağustos ortasına kadar bu süreç böyle sürdü. Ben yavaş yavaş sıkılmaya başladım. Müzikli lazımlıkları araştırdım bir süre, aklıma yatmadı, almadım. Bebekleri lazımlığa götürüp, onlara çiş yaptırttık, olmadı. Yani bebeklere faydası olmuştur belki de Eloş'a olmadı :)

Ağustos'ta taşınma hazırlıklarına başladık. Taşınmamızdan bir gece önce yani 18.08.2011'de akşam 7 gibi Eloş "kaka, kaka" dedi salonun ortasında. Yanına koşanları ittirip"anane kaka" dedi. Annneannesi ile koşarak tuvalete gittiler ve sonra anneanne bir elinde Ela, bir elinde de içi doldurulmuş bir lazımlıkla salona girdi. Eve nasıl bir sevinç hasıl oldu anlatamam. Alkışlar, ıslıklar, danslar...sonra tuvalete döktük ve el sallayarak, sifonu çekip uğurladık güzel çişleri. Zaten bu sifon çekme olayı Ela'nın olayı çözmesinin de anahtarı oldu. Yeni eve geçtiğimiz gün Ela'ya sifonu gösterdim. Duvara monteli, içeri itilen bir çeşit. müthiş ilgisini çekti. tek parmağıyla itebiliyordu. "hadi annecim, çişimizi buraya yapalım, sonra da sifonu çekip gönderelim" dedim. hevesle tuvalete oturmak istedi. Ve ondan sonra bu sifon konusundaki hevesi uzun süre-hatta bazen hala- devam etti. O günden beri Eloş uykuları dışında bez takmıyor.

Elbette kazalar oluyor. Oyuna daldığında özellikle ve biz de sormayı unutursak oluyor bunlar. Hatta geçenlerde bir misafirlikte oldu. Mahçup olduk ama halden anlıyor arkadaşlarımız sağolsunlar. "amaan onun çişinden n'olacak?" en sevdiğim iç rahatlatma cümlesi. artık çok seyrekleşti kazalar. bu iş iyiden iyiye düzene girdi gibi.

400000000000 kere maşallah ...

20 Ekim 2011 Perşembe

bu nasıl rüya?

gecenin bir kör vaktinde huzursuzluk veren tuhaf bir rüyayla uyandım. sabah uyandığımda unutmuş olmamak için kendi kendime anlattım rüyayı. sonra Eloş uyandı. O'nunla tekrar uykuya dalmışım.
sabahtan beri birkaç kez anlattım rüyamı. sonra da yazayım istedim. neden bilmiyorum. hayır olsun inşallah

bir taksideyim, havaalanına gidecekmişim. yolun bir yerinde taksi şoförü durdu. yüzünü ekşittiğini gördüm. "abla o kulaklıklar pek olmadı" dedi. kulaklıkla müzik dinliyorum sanırım. "lütfen devam eder misiniz, havaalanına gitmem lazım" diyorum. adam bir anda arabadan
iniyor. beni de indiriyor. büyük bir binanın içi. çok geniş. önümüzde kocaman bir cam var. dışarısı görünüyor. şoför çok şişman. öyle ki giydiği t-shirt dar gelmiş, koca göbeğinin üstüne doğru sıyrılmış. şaşırıyorum, hafif endişeleniyorum ama çok az korkuyorum. "adam şişman ya, nasılsa koşamaz, ben kesin kaçarım" diyorum. adamla bir anda boğuşmaya başlıyoruz. sol bacağını tutup, sola yukarı doğru çekiyorum. adamın bacağını dizinden kırayım, o zaman nasılsa bana bir şey yapamaz diyorum ama ne mümkün. olmuyor! adamın bacağı esnedikçe esniyor. bağırmaya çalışıyorum. rüya ya, olmuyor. (rüyalarıyla ün yapmış biri olarak, o an anlamalıydım aslında rüya olduğunu :)
adamı güç bela cama doğru çekiyorum. camın metal bir açma kolu var. hesapta adamın kafasını o kola çarptıracağım, adamın kafası dağılacak, ben de kaçacağım. adam ağır, olmuyor. kafasını tutuyorum saçından ama cama ancak "pıt, pıt" diye vurdurabiliyorum. adama hiçbir şey olmuyor. İlginç bir şekilde adam çok sakin. Bana "boşuna uğraşma, gel sana birşey göstereceğim" diyor. camın önünü işaret ediyor. cam işlek bir caddeye bakıyor. camın önünde 2-3 m. boşluk var, sonrasından da taşlar. O taşlar ve cam arasında bir şeyi işaret ediyor. o görüntü koca gündür aklımdan çıkmadı. dışarda bir adam. bacaklarını kollarının arasına almış oturuyor. çıplak, zayıf ve dışarda durmaktan cildi kapkara olmuş. o şişko şoföre gözlerini ayırmadan bakıyor. çığlık çığlığa bağırıyorum. "gitsene, orada ne yapıyorsun, bak arkandan araçlar geçiyor, onlardan yardım istesene, gitsene, gidebilirsin" hiç faydası yok, gözlerini ayırmadan sanki hayranlıkla, ve korkuyla sadece adama bakıyor. soför bana dönüyor ve diyor ki "hiç uğraşma, sen de böyle olacaksın" yazmak bile kötü hissettirdi şu an. orada bir sürü kapı görüyorum. hepsini çalıyorum, açan olmuyor, merdivenleri görüyorum, koşarak çıkıyorum, karşımdaki ilk kapıyı açınca rahatlıyorum. açık ofis gibi, büyük bir devlet dairesi gibi bir yer. tamam diyorum, artık burada bana bir şey olamaz. arkama bakıyorum, adam sakince içeri giriyor ve "o da gelmişti buraya" diyor. Rüyanın sonrasında birşey olduysa hatırlamıyorum.
gece gece resmen bir psikolojik gerilim
kafamdan geçen bir yorum var tabi. şoför kimi simgeliyor, o dışarda kaçabilecekken kaçmayan adam kim vs...ama bunları yazmak istemiyorum.
hayır olsun inşallah...

19 Ekim 2011 Çarşamba

Ela konuşuyor, anne şaşırıyor

tüm gün Ela'yla birlikte olmayınca, o koca gün içinde milyon tane şey öğrendiğini farkedemeyince, ağzından ona göre çok normal bir şekilde çıkan sözcüklere, cümlelere şaşırıyorum. Aslında şaşıracak bir şey yok, 2 yaşına yaklaşıyor Ela, tabi ki konuşacak. Ama sadece şaşırmıyor, bir de heyecanlanıyorum. sanki doğa üstü bir şey olmuş gibi, sanki Ela konuşma yaşında değil de 5-6 aylıkmış da bir anda konuşmaya başlamış gibi. Bu girişi aslında son 2 gündür yaşadığım şu iki şaşkınlık anını yazabilmek için yaptım.

Şaşkın anne 1: Ela'yla salonun ortasındaki masasında birşeyler yapıyoruz. Masanın 2 tane de küçük sandalyesi var. birinde ben oturuyorum. Diğeri Ela'nın bir adım arkasında. Ela ayakta masaya dayanmış duruyor. Bir anda "ufff, men yooldum" diyor ve sandalyeye oturuyor. O anki şaşkınlığımı anlatamam. Yanlış duydum zannettim. "Elacım ne dedin, anlayamadım" dedim "men yooldum" dedi. şaşkınlığım ona komik geldi. güldük karşılıklı

Şaşkın anne 2: Dün akşam birlikte dışarı çıktık. Çok önemli bir işimiz vardı. Ela'ya mandalina alacaktık. Markete gittik. Ben mandalinaları torbaya koymaya başladım. Ela da arabasında yanımda duruyordu. Sonra bir anda bana döndü ve "anne, yeter" dedi. Ben marketin içinde yine sanki doğa üstü bir şey oldu gibi hissettim. Yine aynı diyalog
- annecim, ne dedin, anlayamadım
- anne yeter (dünyanın en normal şeyi ya bu, öyle bir yüz ifadesiyle söylüyor)
- tamam Elacım, bence de yeter. Sana "yeter" demeyi kim öğretti?
- te (teyze manasında, kızım müsriflik konusunda hassas, o yüzden hecelerden de tasarruf yapıyor)

Sonuçta - bazen sanki sadece bir kaç saatmiş gibi geçen- o koca günde evde bir yaşantı sürüyor. Eloş milyonlarca şey öğreniyor. Ben de tesadüfen bir kaçına tanık olup şaşırıyorum.

3 Ekim 2011 Pazartesi

bir pazar gününün ardından...



insan kendi çocuğundan korkar mı?

bilmem, bazen ben korkuyordum, mesela işten eve gelince, çok yorgun hissettiğimde, Mehmet de yoksa, onunla birlikte olmak hem dünyanın en güzel hem de en zor şeyi olabiliyordu. O yüzden çoğunlukla onun pili bittiğinde benim de zaten can çekişen pilim bitiyor ve gece birlikte uykuya dalıyorduk. Yani hala dalıyoruz. işte o gecelerde şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: evde kimse olmasa 1 ben 1 ela şeklinde tüm günü geçirsek muhtemelen çok zor bir şey olur. Çünkü evden işe geldiğim durumlarda tuvalete gitmek, birşeyler yemek gibi ihtiyaçlarımı bile gideremediğim için oturmak, farklı bir iş yapmak (örneğin yemek gibi) biraz soluklanmak hayalini bile kuramayacağım şeyler. Eloşum kapıdan girişimle birlikte sürekli üstümde. ya kucağımda, ya memede, ya da bacaklarımın arasında :)) O yüzden genelde h.sonu yalnız kalmamayı tercih ederim.
kendimi güçsüz, mızmız, sabırsız bir insan saymam. Böyle olunca iş çıkışı evde yalnızken zorlanmak ağırıma gidiyor. Sonuçta herkes çalışmıyor. Evinde yardımcısı olmadan çocuk büyüten bir çok arkadaşım var. Nasıl olabiliyor, nasıl bu tempoya dayanabiliyorlar diye düşünürken, bu Pazar günü anladım.
Anne evde olunca çocuk değişiyor...Ya da "Ela değişti" diyeyim. Genelleme yapmak bana düşmez.
Pazar sabahı babamızı işe yolcu ettik. Ela benim gitmediğimi anladı. Hava şansımıza çok güzeldi. Hemen dışarı çıktık. Güzel bir park varmış yakınımızda. (yeni taşındık, haftalardır kızımın hergün gittiği parka ilk kez dün gitmiş oldum) Ne güzel bir yermiş. Kocaman geniş bir park. Kimse yoktu, sabah erken olunca. Ela kuzu gönlünce koşturdu. Birlikte oyunlar oynadık, düştük, kalktık, güldük, şarkı söyledik, bolca sohbet ettik. 1-1,5 saat vakit geçirdik. Ne kadar güzeldi. Arabaya oturmayan Ela, giderken de dönerken de bana güzel bir sürpriz yaparak hiç sorun çıkarmadı. Uzunca bir yol yürüdük, alışveriş yaptık. Ne kadar keyifliydik. Eve geldik, birlikte yemeğimizi yedik, evi topladık, balkonu yıkadık...Geceleri uyusun diye kızımın gözünün içine bakan ben, tüm gün hiç uyumasa, ertesi sabaha bağlasak o güzel anları, hiç zorlanmayacak gibiydim. Ve Ela, ne kadar farklıydı. Üstümden düşmeyen Ela, beni tuvalete göndermeyen Ela yoktu. Tüm gün sadece 2 kez, o da uykusundan hemen önce ve hemen sonra meme istedi.

Bu sakinliğinin sebebinin benim evde kalmam olduğunu anlamak elbette zor değil. Anlamak zor değil ama sindirmek zor. İçimde bir burukluk oldu. Ben evden çıktıktan sonra aynı sakinliğe büründüğünü biliyorum aslında. Ama asıl istediğinin "ben" olduğunu da biliyorum. Çok şükür teyzemizden hiçbir şikayetimiz yok. İçim o konuda çok rahat. Ama ne olursa olsun annenin yerini tutamıyor-dur. Bu sabah beni yolcu ederken biraz mızmızlandı, ama çok az. Öyle bir yüz ifadesi vardı ki "aman nasılsa gidecek kendimi fazla da üzmeyeyim" der gibi :) garip hissetttirdi bana.

Sonuçta tüm gün evde olursam dinamiğimizin farklı olacağını gördüm. Benden tüm günde alması gereken benim işimden sonra ve onun uykusundan önce geçen aralıkta almaya çalışınca, benim de onun da halimiz kalmıyor. Sürekli bir hareket. Hani bir öğle arası uzunca süredir görmediğin bir arkadaşını görürsün. Konuşacak çok şey ve kısacık bir zaman vardır. İkiniz de hızlı hızlı konuşursunuz. O kadarcık zamanda ne anlatsanız, ne duysanız kardır. Onun gibi. Ama birlikte geçirdiğimiz vakit uzun olunca, Ela annesinin gitmeyeceğine emin olduğunda hayat yavaşlıyor, herşeyin tadı yerine oturuyor. Annesi konuşuyor, Ela dinliyor, Ela konuşuyor, annesi dinliyor. Kimse yangından mal kaçırır gibi koşuşturmuyor, sanki herşey başka kokuyor...

5 Ağustos 2011 Cuma

ters psikoloji dedikleri

Dışardayken Ela'nın kendi arabasına oturduğunu hiç görmedim. O yüzdendir ki alışveriş merkezlerinde ya da sokakta herhangi bir yerde bebek arabasını iterek gevşek gevşek yürüyen anne-babalara çok özenirim. Bizim o tür anlarımız hiç olmadı. Ya da o kadar keskin olmasın, çok çok az oldu diyelim.
Geçen haftalarda bir akşam alışveriş merkezinin birinde bir iş halletmek zorundayız. Zamanımız az, yolda M. ile aynı dileği paylaştık. "Keşke arabasına otursa da zaman kaybetmeden işimizi halledip çıksak" Yürüdüğü versiyonlarda Eloş'u doğru rotaya sokmak çok zaman aldığından ve biz de zaman açısından sıkıntılı olduğumuzdan dileğimiz bu yöndeydi.
Arabayı park ettik, Eloş'un arabasını açtık. Nereden aklıma geldiyse "Elacım biz bu arabayı açtık ama sen buraya oturmayacaksın. Lütfen Eloş arabana oturma "dedim. Çok mucizevi bir şey oldu bir anda. Eloş benimle kendince tartışamaya başladı. Bebek arabasına yapıştı "otüy, otüy, otüy" kızım arabasına oturmak için benimle adeta kavga ediyor. E tabi haliyle başardı :) he he he :) Sanırım benim ısrarımın ne bana ne de O'na bir faydası olacaktı.
Bunun gibi pek çok örnek yaşanır oldu son günlerde.
Ayranıyla oyunlar yapıp, içmeye yanaşmayan Ela'ya "Elacım, lütfen ayranını içme annecim, hayır Elacım içme ayranını,..." ve Ela anında ayranı kafaya dikiyor
Elindeki kültablasını babaannesinin akvaryumuna atmak üzere olan Ela'ya "annecim, lütfen elindekini sehpaya geri koyma, lütfen..." Ela anında karar değiştirip elindekileri sehpaya koyuyor.
Bu durumdan biraz memnun, biraz şaşkın, biraz da tedirginim. Eloş'un o yapma dediğim şeyi yaparken gözümün içine bakması, bunu benim inadıma yaptığını anlatıyor bana. Yani efendim "beyin söylenenin ikinci kısmını algılamaz, ilk duyduğunu yapmaya programlanmıştır" gibi bir düşünceye sarılmamı engelliyor. Hani "pembe fil düşünme" deyince insanın aklına sadece fil değil, pembe bir fil gelir ya o durumu kastediyorum. Bence şu an Eloş'taki durum bu değil. Eloş baya baya neyi "yapma" dediğimi anlıyor, bile bile onu yapmaya çalışıyor.
Ben bunu bir fırsat olarak değerlendiriyorum son günlerde. Ama acaba çocuğun bu durumunu teşvik de ediyor muyum diye düşünüyorum bir taraftan. Yani acaba içten içe ""annenin" "babanın" dediğini yapmamak iyi bir şey ve bu çok da zor değil " mesajı mı veriyorum. her dediğimi kayıtsız yapan birini yetiştirme gayreti içinde değilim ama bu durum biraz endişelendiriyor beni...Bu arada "yapma" demenin de işe yaramadığını son bir örnekle anlatmak isterim
Bir yapı market içinde Ela ve annesi tabure deniyor. Ela bir anda eğilip gözümün içine bakarak elini bir güzel yere sürüp, yalıyor ! anne haliyle "dur kızım n'apıyorsun yer pis" vıdı vıdı diyor. sonra Eloş aldığı tepkiden memnun bir güzel iki elini yere sürüp, dilini de kocaman çıkarıp iki elini yalıyor :))
işte durum bu...